|
Dernek /
TBMMRapor Bugün 11 Nisan 2006 Salı günü saat 15:00'den itibaren TBMM'nde görüşüldü.(Tutanaktan alıntı - Sayfa 6-28):Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz. Bu kısmın 1 inci sırasında yer alan bazı girişimcilerce holding adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçları ile bu süreçte SPK'nın sorumluluğunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/16, 262) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 1061 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz. 1.- İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ve 31 Milletvekili ile Bursa Milletvekili Şevket Orhan ve 30 Milletvekilinin; Bazı Girişimcilerce Holding Adı Altında Gerçekleştirilen İzinsiz Halka Arz Yoluyla Tasarruf Sahiplerinin Mağduriyetine Yol Açılmasının Neden ve Sonuçlarıyla Bu Süreçte SPK'nın Sorumluluğunun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca birer Meclis Araştırması açılmasına ilişkin ilgi önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/16, 262) (S. Sayısı:1061) BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde. Hükümet?.. Yerinde. İçtüzüğümüze göre, Meclis araştırması komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı, önerge sahibine aittir. Daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre siyasî parti grupları adına 1'er üyeye, şahısları adına 2 üyeye söz verilecektir. Ayrıca, istemleri halinde, Komisyon ve Hükümete de söz verilecektir. Bu suretle, Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır. Konuşma süreleri, Komisyon, Hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahipleri ve şahıslar için 10'ar dakikadır. Komisyon raporu 1061 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. Rapor üzerinde söz isteyen sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Algan Hacaloğlu, İstanbul milletvekili. Grupları adına: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bihlun Tamaylıgil, Anavatan Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu, AK Parti Grubu adına Konya Milletvekili Özkan Öksüz. Şahısları adına: Kütahya Milletvekili Erdem Cantimur, Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz. İlk söz sırası, önerge sahibi olarak Sayın Algan Hacaloğlu'na aittir. Buyurun Sayın Hacaloğlu. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Hacaloğlu, süreniz 10 dakikadır. ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; her iki grubun vermiş olduğu önergeler çerçevesinde kurulmuş olan araştırma komisyonunun hazırlamış olduğu rapor üzerinde önerge sahiplerinden biri olarak söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 7 Değerli arkadaşlarım, Türkiye, son yirmibeş yılda önemli soygun ve vurgun olaylarına tanık olmuştur. 1980'li yıllardaki banker faciası, sonraki takip eden dönemlerdeki hayalî ihracat vurgunları, son dönemlerdeki, 1990'lı yıllar ve yakın döneme değin, banka vurgunları, kredi hortumlamaları bunların bir bölümüdür. Bu süreç içinde, 1990'lı yılların ortasından itibaren bir farklı nitelikte, bir farklı çerçevede soygun olayı oluşmuştur. Burada, diğerlerinden farklı olaraktan, yurttaşlarımızın, özellikle yurt dışında emeklerini, alın terlerini, göz nurlarını ortaya koyaraktan on yıl, onbeş yıl, yirmi yıl biriktirdikleri paraları "faiz haramdır. Gel, bunu, bize ver, bize yatır, sana, döviz üzerinden asgarî yüzde 20, yüzde 25 nema sağlayalım" sözlerine kanaraktan, paralarını veren yurttaşlarımızın, üzerinden geçen yıllara rağmen, ne ara paralarını ne de söz verilen nemaları alamadıkları, kısa tanımıyla "İslami holdingler vurgunu" olarak tanımlanan süreç yaşanmıştır. Zamanımın kısa olduğunu biliyorum; konu çok kapsamlı. Bu çerçeve içinde, ben, bilinen şeyleri tekrar etmeyeceğim; ancak, bu süreç içinde, asgarî 5 milyar euro, bizim gözlemlerimize göre 10 milyar euroya kadar tırmanabilecek olan bir kaynak; yaklaşık, 500 000 insanımızı mağdur eden bir süreç. Buna, maalesef ve maalesef, ülkeyi yönetenler, bugüne kadar göz yummuşlar, ortaya çıkar haksızlık, hukuksuzluk, nitelikli suç kapsamı içinde, nitelikli yolsuzluk kapsamı içinde ele alınması gereken bu konuyu, bir şekilde geçiştirmişlerdir. Değerli arkadaşlarım, şu anda, tabiatıyla, ben, önce, bu konuda, bu araştırma önergesine öncülük etmiş olan arkadaşlarıma, özellikle Bihlun Hanıma teşekkür ediyorum. Bugün dahi fakslar geldi; milyonlar, bugün, Avrupa'da, sizi izlemekteyiz diyor. Bugün, bu Yüce Meclis çatısı altın, bu soygun, bu vurguna dur denilsin, mağduriyetler giderilsin, hak, hukuk tesis edilsin deniliyor. Konu, tabiî, karmaşık. Konuda, kuruluşlar, gerçekten -yani, kuruluşlar olarak tanımladığım "İslamî holding" tanımı içinde- önemli bölümü, şu anda, buharlaşmış, gitmiş, bitmiş, paralarla yok olmuş; diğerleri ise, sahip olarak gözüken kişilerin emrinde, keyfinde yönetilir vaziyette. Özellikle İç Anadolumuzda, Konya'da, Karaman'da kökleşmiş olan kuruluşları hâlâ sürdürerek, hâlâ bu asrın, bu 20 nci Yüzyılın, bence, insanın insana yaptığı en büyük vurgunlardan biri; yani, diğerleri Hakikaten, gerçekten, inanç kullanılaraktan, Allah'ın adı kullanılaraktan, özellikle millî görüş ve Süleymancı camilerde, cuma günleri, oraya giderekten, bugün, en büyük holdingin başında olan -ismini veriyorum, Kombassan; çünkü, elimde belgeler var, elimizde belgeler var- bilfiil kendilerinin giderekten para istedikleri, topladıkları ve gereğini yapmadıkları Sahte belgelerle, geçersiz belgelerle toplanan bu paralar, gerçekten, ciddî bir mağduriyeti ortaya koymuştur. Şimdi, artık, buna "dur" demek, bir çözümler oluşturmak zorundayız. Öncelikle, bu kurumları, bugün -ayakta kalanları ifade ediyorum- ayakta kaldığı ifade edilenleri ve batmış gözükenleri ve var olup da yok olanların tümünde yönetici konumunda olanların hepsi, bu kuruluşları yönetme vasıflarını yitirmişlerdir. Bunlar hakkında, tümü hakkında, takip işlemi başlatılmalıdır. İki, tabiatıyla, ayakta kalmakta olan kuruluşların ekonomiye katkılarını sürdürebilmek, bunların yöneticiler nedeniyle, içine düşürüldükleri konum nedeniyle yok olup gitmelerinin önüne geçmek için belirli önlemlerin de alınması gerekiyor. Derhal başlatılacak olan hukukî işlemler paralelinde, kamunun garantisi altında bir bankalar konsorsiyumu oluşturulmalı, geçerli belgeler çerçevesi içinde, tüm bu kurumlara ait değerler, belgeler, dolayısıyla, mülkiyet, gönüllülük temelinde bu kuruma devri sağlanmalı, karşılığında akitler imzalanmalı doğal olarak ve bir yıl içinde, bu süreç, gönüllülük temelinde belirli bir noktaya getirilip, sonra bu kurumların yeniden yapılanması ve sermaye piyasasına kayıtları gerçekleştirerek yapının normalleştirilmesi sağlanmalı ve sonra, ikinci yılın sonunda, gerekli sermaye piyasası işlemleri, kamuya, topluma, ekonomiye açılarak, kendilerine verilmiş olan haklarını devretmiş olanların, buradan, sermaye piyasası üzerinden, isterlerse, haklarını, piyasa kuralları içinde, belirli bir geçmişe dönük, kabul edilebilir cüzi bir faiz de dikkate alınarak geri ödenmesi, alınması ve piyasanın işlerliği içinde bu kuruluşlara diğer destekler de sağlanarak, bu kuruluşların hayatiyetlerini, işlevlerini sürdürmeleri hedef alınmalıdır. Tabiî, burada aracılar var, yüzde 3-5 komisyonlarla aracılık edenler var. Burada, üçüncü kişiler var, bu şirketlerin sahiplerinin yanında. Tüm bunlar suçludur, tüm bunlar hesabını vermelidir. Tümünün, şirket sahibi olarak gözükenler dahil, o, sizlerin bilmediğiniz, bizim komisyon üyesi olarak dinlediğimiz; ama, kayıtlarda mevcut olan açıklamaları yapanları, burada onları ben açıklamıyorum; o sorumsuz açıklamaları yapanlar da dahil olmak üzere, herkes hesabını vermeli, herkes kayıpları, devletin kayıplarını, bu yurttaşların kayıplarını kendi özel emvalinden, kaynağından, ailesinin, üçüncü kişilerin kaynağı üzerinden vermelidir. Değerli arkadaşlarım, yani, süremin de bittiğini görüyorum; ancak, size, bu çerçeve içinde sözlerimi bir hoşluk içinde bitirmek istiyorum. Size, bu süreçte mağdur olmuş olan bir ozanın üç kıtasını okumak istiyorum. Bence, herkes bundan bir ders almalı. BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu, lütfen toparlayabilir misiniz; buyurun. ALGAN HACALOĞLU (Devamla)- Toparlamaya çalışıyorum, bitireceğim şimdi. Üç yıllık milletvekilliği dönemimde ilk defa bir şiiri okuyorum; lütfen, izninizi rica ediyorum. 8 Gurbetçi "yandım Allah" diye yanıp tutuşurken, Sizler, altınızda lüks Mercedesler, gezip dolaşırken, Antalya, Alanya, Kuşadası'nda zevkinizle uğraşırken, Yazıklar olsun size, gurbetçi saçını başını yolup, ağlaşırken. Cami cami, cemiyet dolaşıp topladınız paraları, O zamanlar ne güzeldi, biliyordunuz buraları, Unuttunuz gurbetteki amcalar, ağabeyler, dayıları, İlaç değil, merhem değil, tuz biber bastınız yaralara. Elbet bir gün ilahî mahkeme kurulacak, Fakir fukara, emekli, yetimin hakkı sorulacak, Melekler şahit, Cenabı Allah hâkim, binlerce kişi davacı, Haşim'den, Dursun'dan hesap sorulacak. (CHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlarım, son sözüm, Sayın Başbakana: Son otuz yıldır ülkemizde bir siyaset anlayışı gelişti. Parti kapandı, yenisi açıldı; o kapandı, yenisi açıldı ve en son gelinen noktada aynı millî görüş yapısı içinde bir siyaset dünyamızda kendi etkinliğini gösterdi. Bu tartışmakta olduğumuz sürecin de o siyasî anlayışın genel felsefesini oluşturan "faiz haramdır" noktasından güç aldığı biliniyor. O süreçte dile getirilen adil düzenin, adil düzen kavramının sonuçta büyük bir vurguna temel olduğunu, aldığını biliyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Teşekkür için, lütfen, Sayın Hacaloğlu ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Sayın Başbakan, şimdi, Merkez Bankasına bir başkan aramaktayız. Çok gecikti. Sizden bir kez daha istirham ediyoruz. Lütfen, faiz haramdır, faizsiz bankacılıkla yoluma devam ederim anlayışıyla Merkez Bankasına eğer bir başkan atamaya kalkarsanız, Merkez Bankasına faizsiz bankacılık kılıfı geçirirseniz, biliniz ki, bundan ekonomimiz, bundan Türkiye zarar görecektir. EYÜP FATSA (Ordu) - Ne alakası var Sayın Hacaloğlu?! ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hacaloğlu. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Bursa Milletvekili değerli arkadaşım tarafından, Şevket Orhan tarafından verilen araştırma önergesi sonucu kurulan komisyonun raporu üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi bildirmek üzere huzurlarınızdayım; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Evet, tabiî, bugün baktığımız zaman 2006 Nisan ayındayız. Bu araştırma önergesinin veriliş tarihini şöyle bir sorguladığımızda, tarih 2003 Ocak ayı, ocak ayının 7'si; yani, aradan, yaklaşık üç yılı geçmişiz de, dördüncü yılı kovalıyoruz; öyle bir süreç geçiriyoruz ve bu süreçte ne yaptık; üç buçuk yılı geçirdik. Çözüm aşamasında yapılacak başlıklar var mıydı; evet, vardı. Var ki, bu raporu hazırladık. Raporun arkasına da çözüm olarak önerilerimizi koyduk ve bu öneriler üzerinde fikir birliği oluşturduk. Biz, gruplar olarak, daha etkin, daha açılımcı olabilecekleri de ekledik. Demek ki, yapılacaklar vardı. Peki, neden üçbuçuk yıl bekledik?! Neden bu üçbuçuk yıl boyunca, başta yurtdışında çoğunluğu yaşamakta olan vatandaşlarımız olmak üzere ve hepsi şu anda büyük bir çoğunlukla bizi seyrediyor; bizim burada yapacağımız görüşmelerin, bu görüşmeler sonunda çıkacak olan sonuçların kendileri için bir ışık yakmasını bekliyor. Umut ediyorum, üçbuçuk yıl ertelediğimiz ve çözümünü olabileceğine karar verdiğimiz bu konuda, bugünkü görüşmelerin akabinde, tüm vatandaşlarımıza; yani, Almanya'da, Belçika'da, Hollanda'da, Avusturya'da, Fransa'da yaşayan tüm vatandaşlarımıza; onun yanında, ülkemizin çok farklı illerinde bizden bu konuda yapıcı çözüm bekleyen tüm vatandaşlarımıza bir gelecek umudu vereceğiz; umudu değil, umutla kalmayacak, çözüm hedefi vereceğiz. Evet, biz, bir araştırma komisyonu daha kurmuştuk; yine bundan üç yıl önce, 2003 yılında, Türkiye'nin en büyük bankacılık krizi yaşandığı zaman. Ne oldu; araştırma komisyonu çalıştı, eksüreler aldı, rapor yazdı. Raporun içinde yine holdingler vardı, izinsiz halka arz vardı. Ne oldu; "yerimiz dar, görüşemiyoruz, zamanımız yok, getiremiyoruz " Ondan sonra, Bankacılık Yasası çıkardık, finansal piyasaları düzenlemek üzere çalışmalar yaptık; ama, o komisyon raporu rafa bile kalkmadı, komisyonun üstünde, omzunda asılı kaldı. Şimdi, bugün de bir komisyon raporu -şanslı- geç de olsa görüşülüyor. Neden gecikti diye baktığınızda, biz, yanlış mı söylemiştik diye düşünüyorum; 9 hayır, çok net, çok doğru teşhisler konulmuştu. Birileri, Türkiye'deki hukuk devletinin gerektirdiği hukukî düzenlemelere uygun hareket etmemiş. Birileri, bu halkın değerlerini, inançlarını ve o inançlar uğruna feda ettiği varlıklarını alıp kullanmış. Bunlara seyirci mi kalınması gerekiyordu?! Peki, seyirci kalınmasını gerektiren başka nedenler mi vardı?! Bu seyirci kalınmasını hazırlayan dönemin içinde, acaba, rolü olan bizlerden birileri de mi vardı?! Şimdi, o süreci geçirdik, üçbuçuk yıl içinde daha neler oldu neler. Biz, komisyon olarak, 2005'in mayıs ayında faaliyete başladık ve faaliyetimiz mayıs ayında başladı. O süreçte, 2004'te bir görüşür gibi olduk; ama, değerli grup başkanvekillerinden bir tanesi, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkanvekillerinden bir tanesi, 2004 yılının mayıs ayında dediler ki: "Bir hafta duralım, bir hafta sonra biz de bir önerge verelim, sizinle beraber görüşelim, araştırma önergesini de kabul edelim, başlayalım." Sene 2004, bir hafta oldu bir yıl, geldik 2005'e. Bir yıl sonra, nasıl olduysa, tabiî, birtakım holdinglerle ilgili, hani, meşhur üstüne su içelim olayının başlamasıyla kendini gösteren holdingle beraber işleyen yargı süreci, olayın biraz daha vahametini ortaya koydu galiba ve akabinde komisyon kuruldu mayısta. Arkasından, Meclis tatil oldu. Meclis tatil olduğu zaman -bizim araştırma komisyon başkanımız burada- yazın da biraz çalışalım, çünkü, vakit geçirmeye, gerçekten, bizim öyle bir lüksümüz yok dedik; ama, olmadı. Aralık ayına geldik, aralık ayında çalışmalarımız bitti. Bugün neredeyiz; nisanda. Biz, komisyonun açılması için ikibuçuk sene, raporun görüşülmesi için dört ay, peki, raporun içeriğinde önerilen acilen yapılması gereken kanunî düzenlemeler için kaç ay bekleyeceğiz?! Burada hep beraber diyor muyuz ki, yarından itibaren önerilen tüm başlıklarda yasal çalışmaları başlatacağız?! Burada değerli bakanlarımız var. İnşallah, bakanlarımız da bu yönde eğilimlerini ortaya koyarlar; çünkü, bugün görüşülen araştırma komisyonu raporu fotoğrafı çekmekte. Çekilen fotoğrafın üzerinden yasamanın şart olan yükümlülükleri var. Bunların yapılması gerekiyor. Bunları ortaya koymak, bunları bir an önce gerçekleştirmek ve bizden, gerek Türkiye'de gerek yurt dışında haber bekleyen, çözüm için umut bekleyen vatandaşlarımıza o umudu net olarak sunmak zorundayız. Şimdi, bakıyoruz, bu olayı, tabiî, sürekli tekrarladık, sürekli Türkiye'nin gündeminde nasıl olduğunu anlattık. Bu olayda taraflar vardı. Bu taraflar da, olayın oluşmasıyla ilgili yaşanan süreçte, başta bakıldığı zaman çok kararlı, Türkiye'nin menfaatına olacak bir süreç işletiyor gibi gözükmüştü; çünkü, 80'li yılların başında kâr-zarar ortaklığı, çok ortaklı şirketler yapılanımı için bir zemin hazırlanmıştı. Niye; Türkiye, kendi vatandaşlarının var olan sermaye birikimleri, tasarruf birikimlerini üretime kaynak yaratacak şekilde kullansın, biz gidip de gerek dış bağımlılık gerek ekonomik bağımlılık durumuna bugünler de düştüğümüz gibi düşmeyelim, vatandaşlarımızın yaratmış olduğu güçle, dünyaya karşı bir büyük hamle yapalım düşüncesi vardı; ama, bu düşünce birilerine öyle bir ilham kaynağı oluşturdu ki, bundan yaklaşık bir sene önce, hatırlayınız, bir televizyon kanalında, yine, adı geçen bu holdingler -yani, isimleri belli, burada 78 tanesi yazılı- bunların içlerinden en güçlü olan holdingin yönetim kurulu başkanı Hollanda'ya gidiyor, bir caminin, artık, sosyal tesis mi; çünkü, oralarda sosyal tesis ve ibadet mekânları birbirine çok yakın, ki, ibadet mekânı -görüntüde öyle gözüküyor- ekonomik örgütlenme temelinde siyasî hedefler vererek oradaki var olan kişilere bir yönlendirme yapıyor; bunu, gözümüzle, kulağımızla hepimiz işittik, gördük. Akabinde ne oluyor; bir ezan okunuşu ve oradaki yetkili kişi ve para almaya giden kişi "durun canım, önce başka işimiz var; onu halledelim, daha sonra dinî vecibemizi yerine getiririz" diyor. Bu bize neyi gösteriyor; çok açık bir şekilde hedeflenen bir olumlu tabloyu, dinî duyguları kullanarak, dinî inançları yeri gelip yükümlülük noktasında olanları ikinci plana atarak ticarete alet etmeyi getiriyor. Peki, ne diyor bu kişi; ticarî imkânlarla üretim mekanizması kurulmasının ötesinde bizim bir medya kuruluşuna ihtiyacımız var. Hedef ne; burada tasarrufu bol olan kişinin tasarrufunu kullanıp, bir yerde üretken ve etkileyen zemin hazırlayarak Türkiye Cumhuriyetinin geleceğiyle ilgili yönlendirici politikalar oluşturmak. Peki başarılı oluyor mu; tabiî; çünkü, yanda o kuruluşun, -ki, Almanya'ya gittiğimiz çalışma sırasında yine bu süreç içinde etkin görevler almış bir kişinin yazmış olduğu kitabı da tarafıma ulaştı ve belgeleriyle var- nasıl buralarda odalar kiralandığı, odaları kiralamak için hangi yeterliliklere sahip olunması gerektiği, hangi işadamı çevrelerinin icazetinin alınması veyahut millî görüş Hani sizin gömleğini çıkardığınız görüş var ya, o görüşün temsilcilerinden kimlerin olması gerektiği veya onların icazet verip vermediği holdingler olup olmadı önplana çıkmış. Şimdi, bakıyoruz, ortada rakam, 90'lı yıllardan itibaren yavaş yavaş artmış ve yapılan işlem ne; söylüyorum, 1980'li yılların başında bir de 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu var, bu kanunun getirdiği düzenlemeler var. Bu düzenlemeler ne diyor: Eğer, bir şirketi halka açacaksan, gel kardeşim, yükümlülüklerin bunlar; bunları yerine getir, kaydını yaptır, halka açıl. Hisse senetlerinin aracılığını mı yapacaksın, onun da kanunî düzenlemeleri var; gel bunları da yerine getir. Bunlardan sonra, sen bu işlemi de yapabilirsin, izne tabi olarak. 10 Peki, bu, sayıları 70, kimi kaynaklarda 90, kimi kaynaklar da daha fazla şirketler ne yapmış: Ben ne kanun tanırım, ne kural tanırım. Benim bir hedefim var, ona hizmet ederim. Topladım paraları; nasılsa bir para var, ben bunu kullanırım. Oo, böyle zengin, böyle kaynak!.. Fışkırıyor bu paralar. Ne gerek var kurala, ne gerek var hukuka! Bu zihniyette giden bir süreç Peki, ne olmuş; bu kural ve hukuka uygunlukla ilgili denetim mekanizmalarının oluşması nasıl olabilirdi; bunlardan haberdar olmak gerekiyordu. Neden oldu, nasıl oldu, böyle bir sürecin işlediği Peki, 1990 ve 2000, hatta 2000 sonrasındaki krize kadar haberdar olma imkânı var mıydı; alan memnun veren memnun; çünkü, hedefler çizilmiş, olayın içinde bir taraftan siyaset, bir taraftan ekonomi, bir taraftan millî duygular, bir taraftan dinî duygular, milliyetçilik duyguları kullanılmış. Tabiî ki, orada yaşayan vatandaşlarımız öyle bir halde ki, 1960'larda gittiğinde dişine kadar muayene etmişler, "sen işe yararsın, gel çalış" demişler. Kuzey illerinde -gittiğinizde, çoğunuz gidiyorsunuz- eyaletlerde, madenlerde bütün günlerini vermişler, diğer ağır şartlarda, en ağır şartlarda çalışmışlar ve bu kişiler topulumdan izole olmuşlar. Niye; sosyal entegrasyonu sağlayamamışlar gittiği ülkede, dilini konuşamamış. Bir zaman ailesinden ayrı kalmış, ailesini sonra yanına getirmiş. Yeni bir nesil oluşmaya başlamış. İçsel problemler yaşıyor. Bir taraftan da, ülkesine dönecek, bir bakıyorsunuz, son yirmi, yirmibeş senede Türkiye'de ekonomi, yaşam şartları Yok canım, ben kalayım da, en azından Türkiye'deki akrabalarıma sahip çıkarım. Gelecek aileme sahip çıkarım. Bu arada, tasarruflarımı biriktiririm, ben de bunlardan belli bir gelir sağlarım düşüncesindedir. Şimdi ne olmuştur; bir, işçi şirketleri, arkasından bankerlik krizi, arkasından bankacılık, bir de tabiî, üstüne üstlük Merkez Bankası ve Drestner Bank olayı daha da güvensizliğe düşmüş; o boşlukta, belli sosyal mekânlarda kutsal değerlerini daha da çok yaşayarak bir araya gelmiş insanlar, çevrelerinde etkin hocalar, etkin bilirkişiler, yönlendiren temsilci kimliğindeki bilirkişilerle bu yolun içine girip paralarını vermişler. Ha, yüksek getiri taahhüdü olmamış mı; olmuş. Kim bu ülkede, ben yüksek getiriyi reddediyorum diyebilir ki; yani, baktığınızda, batan Uzanların yüksek teklifine Petkimi bizim hükümetimiz de sattı; yani, farklı bir şey yok, yüksek getiri her zaman bir beklenti oluşturuyor. Kaldı ki, inandığı, bildiği, güvendiği insanlar, git sen burada paranı değerlendirirsin demişler ve sonuç; ve sonuçta, ne yazık ki, oluşan saadet zinciri, sıcak parayla kaynayan süreci bitirince kopmuş ve ondan sonra şikâyet başlamış. İşte o noktadan sonra, bu şikâyetler, hukuka ve kurala, kanuna uygunsuzluğun denetim ihtiyaçlarını daha da artırmış; ama, bunun öncesinde, taa 1996'larda, birtakım medya ki, bu holdinglerin işlettiği bir yöntem de, birtakım televizyon kanalları ve medya organları, gazeteler kanalıyla reklamlar yapmak, onlara sponsor olmak veya bir kanal probleme mi düştü, hadi hep beraber toplanalım, nasıl kurtarırız da devam ederiz formülasyonları yapmak. Bu kanalı biliyorsunuz, biz de biliyoruz; çünkü, ilk o görüntü, kimin hangi kanalı ne şekilde götürdüğünü biliyor. Peki, dönem dönem hangi yerel yönetimlerle birtakım ilişkiler olmuştur; hangi kaynaklar sağlanmış, nerelere gitmiştir veya bu kişiler, topladıkları bu paralarla, vaat ettikleri gibi jet fabrikaları, motosiklet fabrikaları, hatta hatta, Amerika'yı da geçerek füze fabrikaları kurmuşlar mıdır; hayır. Bu paralar birilerine aktarılmış, yanlış yönetim zafiyetleri kendini inanılmaz derecede göstermiş, gelen o kaynak, bir anda insanların aklını başından da almış. Bir holding yöneticisi anlatıyordu, tutanaklarda da vardır. Ben gittim; çünkü, insanlar, yaşanan süreçlerde, tasarrufunu saklama imkânında güvensizlik oluşunca, yeni kaynaklar aramışlar. Ne yapmışlar, biliyor musunuz; sedirlerin altında, karkas etlerin içinde paralar tutulmuş ve o gün, o inandırıcı güç, onların yanına gelip de "ey kardeşim, din kardeşim, ben bunu bunu yapacağım, geleceğin bu olacak, ailen iş bulacak, Türkiye kalkınacak, zaten dinimizde faiz de haram, ver parayı, geleceği hiç merak etme" ve oradan çıkarılan paralar, gitmiş. Ne gitmiş; geçmiş de gitmiş, gelecek de gitmiş. Şimdi, ne yapılabilirdi; hukuken baktığınız zaman, birtakım hukukî yöntemler kullanılmış; ancak, Türkiye'de Yani, geçen süreci değerlendirdiğinizde, gerek sermaye piyasası mevzuatı açısından gerek 2000 yılında çıkarılan 4616 sayılı bu Erteleme Kanunu açısından gerekse Ticaret Kanunuyla beraber ve orada oluşturulan ki, 1999 yılında da bir komisyon oluşturulup bu konuda antant kalınarak, birlikte kalınarak ne yapılacağı da tartışılmış. Düzenlemeler yapılmadığı için, bugün, karşımızda ağır bir mağdur ordusu var. Şimdi, mağdur ordusu için ne yapılabilir, mağdurlar için ne yapılabilir? Bugün, Almanya'da, sokakta o insanlar, biliyor musunuz! Yani, artık, sesimiz duyulsun diyorlar. Hak, vicdan, adalet bu sesi duymayı gerektirir; çünkü, o insanlardan bazılarıyla, biz, burada bizim komisyon arkadaşlarımız var, gittik. Hepsi aynı şeyi yaşadılar, benim yaşadığım şekilde. Bir yaşlı amca, karşıma gelip de "karım kanserden öldü, memleketime gönderip cenazesini gömdürecek param bile kalmadı, gittim bir yerlerden borç para almak için yalvardım" dedi. Yani, kulun hakkını bu kadar yemeye kimin hakkı var arkadaşlar?! Bu hakkı yiyenden hesap sormak, bizlerin görevi değil mi?! Şimdi, biz, bir komisyon çalışması sonunda tavsiyeler ortaya koyduk. Bir tanesi; burada, gerçekten, vekâlet, temsilci yöntemi 11 kullanarak gidilen bir süreç var. Bu holdingler kaç tanedir, kaç ortağı vardır, ne kadar para yatırmışlardır, bunların hepsinin net olarak tespit edilmesi gerekiyor; bu tespitte de, ilgili bakanlıklar ve kuruluşlar tarafından bir heyetin oluşturulması şart. Bunun ötesinde, burada sorumluluğu olan kişilerden, yönetim zafiyeti veya bu duruma gelinen noktada oluşan eksikliklerin sorumlularından da, bu sorumlulukları nispetince hesap sorulması gerekiyor. İkinci bir nokta, bu kişilerin çoğunluğu genel kurullara katılamıyor; yani, şirketlere ortak olmuşlar, başvurduklarında "ee sen ortaksın, Ticaret Kanunu gereği sana zaten para ödeyemeyiz" diye, bahaneler konuşuluyor; ama, ortaklığın adı var, kendi yok. Herkes, belli bir çevreyle o şirketleri idare ediyor; ama, milyonlarca, binlerce vatandaşın -milyonlara vardı; çünkü, aileleriyle beraber milyonları aştı bu rakam- bu kişilerin söz hakkı yok. Genel kurullar, aralık-ocak; hepimiz biliyoruz, yurtdışından o tarihte gelme imkânı var mı, hepsi de çalışıyor. Ondan sonra yüzde 3, yüzde 10 arasında bir nisapla ikinci toplantılarda karar almak ve insanları karar merciinin dışında tutmak; karar merciinin içinde tutulması gerekiyordu; zaten raporumuz içinde de bunları veriyoruz. Diğer taraftan, bu kişileri yönlendiren, temsilci olsun, medya kuruluşu olsun, kim olursa olsun, bunların, bu süreçteki katkıları veya bu süreci hızlandıran etkileri, bunların hepsinin belirlenmesi ve bunlardan da, bu katkıları oranında hesap sorulması gerekiyor. Bunların araştırılması gerekiyor. Ne büyük bir kötülüktür biliyor musunuz ki, biz milyarca euro para yurtdışında var derken, hep, yurt dışındaki vatandaşımızı zor anın kurtarıcısı görmüşüz. Onlara, Türkiye'nin iç borçlanması, dış borçlanması problem olduğunda "gel vatandaş, getir paranı" denilmiş. Türkiye'de rejim veya hükümet veyahut Türkiye'nin geleceğiyle ilgili planlar yapılmış, onların etkilenebileceği başlıklar bulunup "gel vatandaş" denilip yanına gidilmiş. Bugün baktığınızda, o vatandaş, artık "ben gelmem" diyor. "Benim için bir şeyler yapın, benim güvenimi tazeleyin ki, ben, artık, Türkiye için bir şeyler yapayım" diyor. Hâlâ hazırda (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Tamaylıgil, lütfen toparlar mısınız. Buyurun. BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) - Hâlâ hazırda, o vatandaşlar, birçok sıkıntıyla Ne yaptık biz; geçen sene, bir anda sosyal güvenlik primlerini artırdık 2 dolardan 5 dolara. O insanlar ülkelerine geliyorlar, yollarda, sürekli bir haraç altında kalıyorlar, hiçbir şey yapmıyoruz. O insanlar bütün gururlarını ezecek birtakım vatandaşlık sorgulamalarıyla karşı karşıya kalıyorlar, biz yine onları kaderleriyle baş başa bırakıyoruz. Ve o insanlar çifte vatandaşlık uğruna birçok problem yaşıyorlar, yine tek başına kaderleriyle baş başa bırakıyoruz. Artık böyle bir kader, böyle tek başına bırakma süreci işlememeli arkadaşlar. Olayın genel hatları ve olayda yaşanan süreç belli. Bu süreçten sonra yapılması gereken hukukî çalışmalar belli. Bunun tamamlayıcısı, acilen yasa çıkartmaktır. Ticaret Kanununda 2003 yılında Sermaye Piyasası Kurulu bir kanun teklifi veriyor Başbakanlığa -Burada Sayın Abdüllatif Şener Yok, Sayın Bakanım Atilla Bey var- Abdüllatif Şener Bey biliyor.- Niye gelmedi bu kanun? O zamandan adım atılması gerekiyordu. Yok, gelmedi, bekliyoruz. Şimdi bir an önce Sermaye Piyasası Kanununda Ve ve ve şu da var: Bakın, bu olaylar bugünden sonra alacağınız tedbirlerle çözülmez. Geriye gidilecek. Biz kamunun alacağı için 5020'yi çıkarttık. Biraz da halkı, düştüğü durumu dikkate alarak Burada devletin bir sorumluluğu yoktur; ama, sorumluluğu olanların da, hesap verme Zamanaşımı süresini geriye çekmekte fayda vardır. Nereye çektik; biz 20 yıla çektik. Burada da bir geriye çekişin acil olarak gerekliliği vardır. Paranın kullanımı olarak nerelerde, ne şekilde, nerelere transfer edildiğinin tespitine gerek vardır. Buradaki hesaplarda kimlerin etkin rolü olduğunun, bunun içinde nitelikli dolandırıcılık varsa, bunların tespitine ihtiyaç vardır ve bir an önce kanuna ihtiyaç vardır. Yani, 3,5 seneyi kaybettik, bundan sonraki süreyi kaybetmeyelim değerli arkadaşlar ve bizden cevap bekleyen binlerce vatandaşımıza çarelerimizi iletelim. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Tamaylıgil, lütfen Teşekkür için açıyorum; buyurun. BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) - Hemen bitiriyorum Sayın Başkan. Ve şunu burada söylemek istiyorum: Biz, bazıları gibi, birilerinin önünde diz çöküp dinî referans yaratmayız arkadaşlar. Ama, biz, vatandaşlarımızın dini, mezhebi ne olursa olsun, inanışlarının eğitime, adalete, siyasete ve ticarete alet edilmesini de kabul edemeyiz, karşı dururuz. Biz, şeriat uğruna canları alınanların hakkını koruruz; ama, yine, inanışları uğruna, geleceği ve geçmişi çalınmış olanların da haklarının alındığı güne kadar yanında olacağız, bu konunun takipçisi olacağız. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) 12 BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tamaylıgil. Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Gaziantep Milletvekili Sayın Ömer Abuşoğlu, buyurun. Süreniz 20 dakikadır sayın Abuşoğlu. ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Meclis araştırması komisyonu raporu üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kamuoyunda "holdingler" olarak anılan ve büyük ölçüde, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açan belli bir dönem uygulamanın ne ölçüde bir mağduriyeti ortaya çıkardığı ve son durumlarının ne olduğu noktasında komisyon raporunun belli ölçüde bir çalışması var. Bu komisyonun kurulması ve çalışması, bu raporu hazırlaması, elbette konunun boyutlarını gözler önüne sermek açısından oldukça yararlı olmuş. Ancak, raporun ve dolayısıyla da komisyon çalışmalarının eksik yönleri var. Burada, birtakım, o ölçüde komik ve o ölçüde ciddî suçlamalar ve ciddî durumlar var ki, komisyon, bunları yapanlar, bunları gerçekleştirenler hakkında ne gibi bir işlem yapılması gerektiği konusunda da fazla konuyu irdelememiştir. Yani, bu yönüyle, komisyon, belli ölçüde, konuyu araştırmaktan ziyade, geçiştirmek ve bu konunun Meclis gündeminde de "işte araştırıldı, komisyon çalışmasını yaptı, komisyon raporu yazıldı ve görüşüldü" denilerek, mevzuun, konunun kapatılmasına yönelik belli bir eğilim de ortaya sermektedir. Bunu da belirtmekte fayda var. Üzerinde durduğumuz konu, eğer sayın milletvekilleri inceleyecek olurlarsa göreceklerdir ki, komisyon raporunun gerçekten komik tarafları var. aynı zamanda belli yönleri dikkate alındığı zaman organize dolandırıcılık şebekesi hüviyetinde mütalaa edilebilecek, nitelendirilebilecek yönleri var; ayrıca, siyasetçiyi de suçlayan yönleri var. O holdinglerin kurucusu, hatta iki; bir holding, bir şirket kurucusu bir kişi, siyasetçiler hakkında şunları söylüyor, bunu okumadan geçmeyeceğim. "Suçun üçte 1'inin siyasetçiler " Niçin siyasetçilerinmiş suç; "bu holdinglere gereken kanunî altyapıyı kurmadan kuruluş izni verenlere ait olduğu " Sen kalkıp -hangi amaçla olduğunu ben tartışmayacağım- bir holding kuracaksın, insanların millî hislerini, dinî inançlarını, duygularını, yıllardan beri gurbette memleket hasretiyle yaşıyor olmasının getirdiği bir ortamda kullanacaksın, ellerinden parayı yüksek kâr vaadi sunarak alacaksın ve ondan sonra da diyeceksin ki: "Suçun üçte 1'i siyasilerin " Niçin; "bu şirketler için gerekli kanunî altyapıyı düzenlemeden bu şirketlerin kurulmasına meydan vermiş " Aa, adam, şirketi sen kurmuşsun, bu şirketi sen kurmuşsun, insanların elinden paralarını almışsın, getirmişsin, nerede, ne şekilde kullandığın belli olmayacak şekilde bu paraları değerlendirmişsin ve ondan sonra siyasilere suç atacaksın "suçun üçte 1'i siyasilerin " Daha yetmiyor, devam ediyor Komisyondaki ifadesinde bu adam, bu zatı muhterem, temelde şirket yöneticilerinin tamamının suçlu olmadıklarını, dolandırıcılık niteliğinde işlerin içinde olan bu kişilerin suçlu olmadıklarını, SPK'nın ve bu holdinglere kuruluş izni veren siyasetçilerin suçlu olduğunu ifade etmiştir ve komisyon da, bu adamın bu laflarını dinleyerek kayda değer bulmuş ve buraya aktarmıştır. Evet, birtakım siyasetçiler, birtakım siyasiler suçludur. Bugün o suçlu siyasilerin arasında halihazırda bu Meclis çatısı altında bulunanlar da vardır. Hangileridir bunlar; bu kurulan holdinglerin, bir kısmı dolandırıcılık şebekesi şeklinde çalışan organizasyonların adına gidip yurtdışındaki vatandaşlarımızdan para toplanmasına aracılık eden siyasilerindir suç ve maalesef, bunlardan bazıları, birkaçı, onlar kendilerini gayet iyi bilirler, bugün bu Meclisin çatısı altında milletvekili sıfatıyla oturmaktadırlar. İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Ensesi kalın ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - O bakımdan, araştırma komisyonunun niçin bu konuyu derinlemesine yeteri kadar incelemediğini zannedersem fazla tartışmaya gerek yok. Bu organizasyonların bir kısmı gerçekten iyi niyetli bir başlangıç içerisinde gerçekleşmiş olabilir, sadece bir kısmı; ama, gerek profesyonel yönetici olmamaları gerek konuyla ilgili mevzuata vâkıf olmamaları ve gerekse de zaman içerisinde dürüstlüklerini yitirmiş olmaları dolayısıyla bir kısmını belli bir kenara bırakalım, ortaya çıkan belli bir zarar var ve hali hazırda mevcut olan tesislerin gerçek sahiplerince işletilmesi, profesyonel yöneticiler eliyle işletilmesi şekliyle kurtarılabilecek olanlar var; ama, bunlardan birçoğu gayrifaal. Şirket kurulmuş, aynı kişiler bir başka ad altında bir başka holding daha kurmuşlar; aynı kişiler farklı farklı holdingler kurarak paralar toplamışlar. Siz, bunlara, böyle bir sistemde işleyen düzene iktisadî nitelikte bir organizasyon nitelemesi yapabilir misiniz? Ortada apaçık organize bir suç var, organize bir dolandırıcılık şebekesi türemiş; hatta, yeri gelmiş ortaklar birbirlerine düşmüşler şirketin toplanan paralarının ortaya çıkardığı nemalardan kaynaklananları paylaşmak noktasında; birbirlerine düşmüşler, birbirlerini suçlamışlar, 13 birbirleri hakkında -burada raporda da var- şikâyette bulunuyorlar. O bakımdan, üzerinde konuşulan konu, oldukça karmaşık ve oldukça çetrefil bir çerçevede. Raporda, yine, benzer şekilde -benim, okuyunca çok komiğime gitti- bir şirket yöneticisi diyor ki -bir televizyon şirketinden bahsediyor- Kanal 7 televizyonunun hem kendilerine ait olduğunu hem de olmadığını Şirket, bir televizyon kanalı kurmak noktasında herhalde birtakım fonlar ayırmış, bu fonlar kullanılmış. Dolayısıyla, bu kanalın kendilerine ait olması gerektiğini vurguluyor; fakat, hemen arkasından da ilave ediyor, hem de bize ait olmadığını Bu kanal ya size aittir ya da size ait değildir. Televizyona ait tüm malvarlığının kendilerine ait olduğunu; ancak, işletmesinin kendileri tarafından yapılmadığını ifade etmiş. Böyle komik bir şey olur mu ticarî hayatta, iktisadî hayatta? Şirket sizinse, şirketin malvarlığı sizinse, bunu, ya kira karşılığıyla bir başka kuruluşa kiraya verirsiniz, yahut da bunu satarsınız. Bu şirket yöneticisi, hâlâ, buradaki oluşan metanın, televizyon yayıncılığında kullanılan metanın ve televizyon yayını yapan kuruluşun kendilerine ait olup olmadığını da bilmeyecek derecede de bu işlerin dışında ve bu adam şirket yönetiyor ve bu adam, insanların alınterini toplayarak, sizlere para kazandıracağım vaadiyle, gör ki, onların hangi atmosferde hangi duygularını istismar etti. Bu insanların ellerinden paralarını alıyorlar; fakat, sahip oldukları malvarlığının kendilerine ait mi, ait olmadığını da bilemeyecek derecede de bu işin dışındalar. O bakımdan, konu, sadece araştırma komisyonunun raporunu vermesiyle bitecek ve burada kapanılacak bir konu değildir. Belli bazı yönleri dikkate alındığında, özellikle organize bir şekilde dolandırma amaçlı birtakım fiillerin de olduğu burada gerçek, bunlar dikkate alınarak doğrudan doğruya bu gibi şirketlerin kurucularının ve yöneticilerinin savcılığa suç duyurusuyla beraber gönderilmesine ihtiyaç vardır. Bu yönüyle de Komisyon bu çalışmalarını yeteri kadar yerine getirememiştir. Aynı şekilde, şirket yöneticilerinin, karşılıklı olarak, SPK'yı, Sermaye Piyasası Kurulunu ve Sermaye Piyasası Kurulu yöneticilerinin de şirketlere yönelik birtakım suçlamaları var. Elbette, SPK üzerine düşen görevi zaman içerisinde yeterince yapmamış olabilir; ama, bu noktada bence suçlanılabilecek en son kuruluş SPK'dır, Sermaye Piyasası Kuruludur. Çünkü, bir şirketin yöneticisinin "işte, biz mevzuatı bilmiyorduk, fakat, SPK bizi zamanında uyarmadı" gibi bir şeyin arkasına sığınması mümkün değildir. Bir kere, şirket yöneticisinin öncelikle ticaret hukukunun, Ticaret Kanununun kendileriyle ilgili olan yönlerini, Sermaye Piyasası Kanununun kendileriyle ilgili olan yönlerini bilmek veya bilen adamları da yanında istihdam etmek mecburiyeti vardır. Düşünün siz, bir bakıma 5 milyar euro, bir bakıma da bunun iki katı, 10 milyar euroluk bir fondan bahsedilmektedir, bu fonların yönetiminden bahsedilmektedir ve bu fonları yöneten, şu veya bu ölçüde yöneten kişilerin, biz mevzuatı yeterince bilmiyorduk, SPK bizi uyarmadı gibi gayet masumane bir tavır içerisine girmeleri bence bunların suçunu ve bunların yükünü hafifletmez. Ben, konu üzerinde fazla konuşmayacağım, fazla durmayacağım; ama, insanlar şu an için şunu soruyorlar: Bizim giden paralarımız ne oldu? Bizim, bu paraların üzerine bir bardak soğuk su mu içmemiz gerekiyor? Şirketlere ortak olduklarına dair ellerinde birtakım makbuzlar var, fakat, bu makbuzların veya ellerindeki değişik adda da olsa belgelerin karşılık ihtiva etmesi gereken şirketlerin bir kısmı ortada yok, gayrifaal, bir kısmı aktif çalışan durumda. O bakımdan, Bu insanların mağduriyetinin giderilmesi, bu şirketlerin ekonomiye kazandırılmasından çok daha öncelikli bir konu olarak ele alınması gerekir; çünkü, şirketlerin ekonomiye kazandırılması, yeniden yapılandırılması Burada, raporda, bazı şirket yöneticilerinin "işte, bize de bir Anadolu yaklaşımı uygulansın; biz, tekrar, kârlı birer şirket haline getirelim" gibi birtakım talepleri var. Böyle bir yöne gidildiğinde, zaman daha da uzayacak; insanlar, buralara ödedikleri alınterlerini, bir ömür boyu gerçekleştirdikleri birikimlerini elde etme noktasında, gerisin geriye alabilme noktasında, yine, bir ümitsizlik içerisinde olacaklardır. Bunun için, öncelikle, tasfiye edilebilecek, para getirebilecek, değer ifade eden şirketlerin tasfiye edilip, halihazırda, belli olan, ellerinde belgesi olan ortakların haklarının iadesi, benim için en acil bir konudur. Eğer bu şirketlerin ekonomiye kazandırılması gerekiyorsa, satılsın. Yeni alacak sahipleri, ekonomiye kazandırmak noktasında, bankalarla mı anlaşıyor, hükümetle mi anlaşıyor veya Anadolu yaklaşımı veya bir başka yaklaşım gibi yaklaşım içerisinde mi şirketleri rehabilite ediyorlar; orası beni fazla ilgilendirmiyor; ama, beni en önce ilgilendiren, bir ömür boyu, insanların, kıt kanaat geçinmek uğruna gerçekleştirdikleri birikimlerini, bir an önce, tekrar geri ellerine teslim etmek, bunların mağduriyetlerine son vermek ve bu insanları rahatlatmak gerekiyor. Bu, yurt dışında çalışan işçilerimizin, yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın başına gelen tek bir olay değil. Bir zaman da, işçi şirketleri vardı. İşçi şirketleri kanalıyla da, bu insanların tasarrufları, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunulacak diye Türkiye'ye getirilip, işçi şirketleri halinde değerlendirildi; ama, sonuç, büyük bir fiyasko ve bu insanlar açısından da çok büyük bir hayal kırıklığı. Bu, ikinci bir darbedir. O bakımdan, insanların, ekmek paralarını kazanmak, hayatlarını garanti altına almak amacıyla, yıllarca vatan hasreti çekerek, evlat, uşak hasreti çekerek yıllarca biriktirdikleri bu tasarruflarının acilen kendilerine yeniden döndürülmesini sağlayacak bir sistemin 14 kurulması ve bu sistemin kurulmasına da önayak olacak şekilde, hükümetin, gerekli kanunî düzenlemeler, yasal düzenlemeler neyse, bir an önce Meclisin önüne getirmesi gerekmektedir. Bir başka husus daha var son olarak değineceğim. Buradan bazı insanlara sesleniyorum: Siyasetinize, ticaretinize, Allah için, Allah'ın adını karıştırmayın. Bu millet, dinin, hem siyaset uğruna hem ticaret uğruna istismarından çok çekmiştir, çok yara almıştır. Belki, bundan en fazla yarayı, din adına ortaya çıkan insanlardan daha ziyade, dinin kendisi almıştır, dinin değerleri almıştır. Bu insanlara sesleniyorum bir kez daha: Lütfen, ticaretinizde, siyasetinizde dini kullanmaktan vazgeçin, dinî referanslardan uzak durun; çünkü, neticede iyiniyetle yola çıkılmış olsa da, sonuçta, insanlar şeytana uyup, yollarını şaşırabiliyorlar, bu durumda da, kalan, o insanlar üzerinde leke değil, kalan, dindarlar üzerinde, dini hayatının bir parçası haline getiren gerçek dindarlar üzerinde, kötü izler oluyor. Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Abuşoğlu. AK Parti Grubu adına, Konya Milletvekili Özkan Öksüz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle hepinize saygılarımı sunuyorum. Yıllarca ülkemizin kanayan yarası durumunda olan ve birkısım holdingler tarafından mağdur edilen, yüzbinlerle ifade edilen vatandaşlarımızın durumlarının bu Meclis tarafından araştırılması, alınacak önlemlerin belirtilmesi, bu amaçla bir araştırma komisyonu kurulması önemli bir başarıdır. Çünkü, bizden evvelki parlamentolar ve hükümetler, bu tür olayların üzerine gidemedikleri gibi, bu işlerin yapılmasına da göz yummuşlardır. Türkiye'de, özellikle, yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın birikimlerini nasıl değerlendirecekleri ilgiyle izlenmiştir. Bu birikimlerin ülkemize getirilerek ülke kalkınmasına kanalize edilmesi, geçmişte bu ülkeyi yöneten pek çok hükümetlerin hedefleri haline gelmiştir. Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası, bu amaçla kurulmuştur. Ayrıca, işçilerimiz bir araya gelerek şirket kurmaları ve Türkiye'ye yatırım yapmaları teşvik edilmiştir. Bu teşvikler sonrasında ülkemizde birçok işçi şirketi kurulmuştur ve bunların başında da kendi yöremde, 1970 yılında Kulusan adıyla kurulan şirket, kaymakamlığın öncülüğünde 4 yıl gibi kısa bir sürede kendisini amorti etmiştir. Bundan sonra da küçük şirketler bunu izlemişlerdir. Şu anda Salina adıyla, daha önceki Cihankur Fabrikası da bu şekilde kurulmuş ve işçilerimizin gayretleriyle kurulmuş şirketlerdir. Ülkemizde çok ortaklı şirketlerin yapılanması, daha çok 1980'li yıllardan sonra başlamıştır. Kurulan bu şirketlerin bir kısmı, gerçek, aralarında yardım yaparak vatandaşlarımıza iş imkânı sağlamışlardır. Bir kısmı ise, bu işin istismarına gitmişlerdir. O dönemlerde ülkemizin dışarıdan gelecek paraya ihtiyacının olması, yurtdışındaki vatandaşlarımızın birikimlerinin Türkiye'ye çekilmesi istenmesi sebebiyle, bu durumlara hükümetler tarafından ses çıkarılmamış ve göz yumulmuştur. Türkiye ekonomisi, geride bıraktığımız 10-15 yıl boyunca bankacılık ve finans sektöründe yaşanan krizler ile izinsiz halka arz yoluyla ağırlıklı olarak yurtdışından sermaye transferi sağlayan bazı holdinglerin yol açtığı sorunlar nedeniyle ciddi ölçüde sarsılmıştır. Piyasalar, reel sektörün ihtiyaç duyduğu fonları sağlamada güçlük çekmiş, ülke ekonomisinin ihtiyaç duyduğu yabancı sermaye girişi de yaşanan bu olumsuzluklardan etkilenmiştir. Araştırmalarımıza konu olan holdinglerdeki sıkıntılar, 1995 yılından başlayarak bugüne kadar artarak devam etmiştir. Bugün itibariyle aşağı yukarı 300 000 mağdur, 5 milyar dolar civarında da yok olan bir kaynak bulunmaktadır. Holdinglerin ülkemiz ekonomisinde bir sorun olarak ortaya çıkmasında ve holdinglere para yatırmak suretiyle insanların mağdur olmasında temel üç sorun var. Bunlardan biri holdinglerin kendisidir. İkincisi holdinglere para yatıran ortaklardır. Üçüncüsü de devletin kuruluşları, SPK ve Hazinedir. Bunların üçünü de ayrı ayrı tahlil etmek istiyorum arkadaşlar. Bu tür şirket yöneticileri, özellikle yurtdışındaki vatandaşlarımızın birikimlerini çekebilmek için, yurtdışında, gazete, radyo, televizyonlar kanalıyla reklam kampanyaları açmıştır. Reklam kampanyalarında insanlarımızın vatan sevgisi ve dinî duygularına hitap etmişlerdir. Gerçekleştirmeyi düşündükleri projeleri abartı olarak anlatmışlardır. Hatta, bunların bir kısmı "biz araba üretiyoruz, biz helikopter üretiyoruz" ve değişik slayt gösterileriyle, oradaki vatandaşlarımızı kandırarak ellerindeki paraları almışlardır. Maddî imkânların gelişmesi, boş zamanlarının çoğalması, kısmen de dinî bilgilerinin artması gurbetçilerimizi haram ve helale dayalı çok dikkat eder duruma getirmiş ve elinde avucunda birikmiş parasını faizsiz nasıl değerlendirebilirim diye düşünmüştür. Faizin İslam inancına göre haram olması 15 nedeniyle yastık altına attıkları veya ziynet eşyası olarak tuttukları birikimlerini faizsiz bir sistemde değerlendirmek istemişlerdir. Gurbetçilerimizin bu durumundan yararlanmak isteyen birkısım şirketler, kâr-zarar ortaklığı şeklinde yapılandıkları, elde ettikleri kârları, yüksek kârla dağıttıklarını ifade ederek vatandaşlarımızın birikimlerini çekmeye çalışmışlar, hatta hatta, 25 000 dolara kadar para yatıranları umreye, 50 000 dolara kadar para yatıranları da hacca götürme vaatleriyle para toplamışlardır. Şirket ve holdingler, şirketleşme aşamasında para toplama işlerini temsilcileri vasıtasıyla yapmışlardır. Parayı toplayan temsilcilere topladıkları paranın bir kısmını komisyon olarak vermişlerdir. Bu nedenle, toplanan paralar, daha merkeze gelmeden eksiltilmiştir. Özellikle, yurt dışında toplanan paralar Türkiye'ye bankacılık sistemiyle değil kurye yoluyla getirilmiş, paralar bavullarla taşınmıştır. Holding temsilcileri, genellikle, dürüst, samimî ve saf insanlar olup, büyük çoğunluğu sadece para toplamak için kullanıldıklarının, bataklar başlayınca halkın kendilerinden hesap soracaklarının farkında bile değillerdi. Gerek yurt içinde gerek yurt dışındaki vatandaşlarımızın birikimlerini çekme yolunda şirketler arasında bir yarış başlamıştır. Tanınmış ve halka mal olmuş birçok isim ve simayı, yanlarındaymış ve destekliyormuş gibi göstererek para toplamışlardır. Tasarruf sahiplerine, hem döviz bazında hem de sabit oranlarda kâr payı taahhüdünde bulunmuşlardır. Bankalar dövize yüzde 5-10 verirken, bunlar yüzde 25 ile 30 arasında kârlar vaat etmişlerdir. Böylece, şirketler arasında da para toplama yarışı başlamıştır. Bu paraları toplayabilmek için, dinî cemaatlerden, hemşerilik duygularından, vakıflardan, camilerden, medya kuruluşlarından, lokallerden, spor kulüplerinden faydalanmışlardır. Halkın elindeki menkul ve gayrimenkulleri sattırarak bünyelerine dahil etmişlerdir. Piyasalara göre yüksekçe, çok yüksek -sözüm ona- kâr paylarını, cami ve derneklerde, insanların gözü önünde, dolu çantaları açarak dağıtmaya başlamışlardır. Şimdi, Köln'e biri geliyor, elindeki çantalarla bir derneğe geliyor, bu paraları dağıtmak istiyor; kâr paylarınız. Kâr payınız ne kadardır; 10 000 mark. Diyor ki: "O kâr payı dursun, al 40 000 mark daha, 50 000 markı daha benim hesabıma geçirin." Yani, bu şekilde paralar toplanmış. 1 bavulla para dağıtılırken, 10 bavul dolusu paralar toplanmıştır, bu şekilde bir mekanizma işlemiştir. Birkısım insanlar, gerçek anlamda yatırım yapmak, ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunmaktan ziyade, yurtdışı ve yurt içindeki vatandaşların birikimlerini toplayarak, bir saltanat sürme amacına yönelik olarak şirket ve holdingler kurmuşlardır. Bu işin istismarını yapan şirket ve holdingler, toplamış oldukları paraları kayıtiçine almamışlardır. Vatandaşlara, hisse senedi olarak, hukukî geçerliliği olmayan evraklar vermişlerdir. Hatta, hatırlıyorum, arkadaşlarla beraber gittiğimizde, Hollanda'da, bir vatandaşımız, 432 000 guldeni bir kalemde vermiş. Elinde nasıl bir evrak var?! Arkadaşlar, tahsilat makbuzu. Üzerinde herhangi bir holdingin veya kurumun ismi yok. Tahsilat makbuzuyla 432 000 guldeni vermiş. Tahsil eden: M.Kılıç. Başka bir şey yok; elinde başka bilgi, belge de yok. Yani, saf, oradaki vatandaşlarımız bu şekilde kandırılmışlardır. Yeri yurdu belli olmayan bir şirkete, holding, a.ş. unvanı verilmiş holdingin, aslında hiç olmayan 7-10 şirketi varmış gibi göstererek, para toplamışlar. Birkısım holdingler kendi bünyesinde ürettikleri veya pazarladıkları araç ve gereçleri yüzde 50 indirimlerle bu ortaklarına vermişler. Ortaya çıkan mağduriyetin nedenlerinden biri de, yıllardır biriktirmiş olduğunu, gerçek olarak araştırma yapmadan şirket ve holdinglere teslim eden vatandaşlarımızın kendisidir; kendileri de, bu konuda, bana göre, mesuldürler. Yaşadıkları ülkelerde faizler yüzde 2, yüzde 3 iken, bunlar, yüzde 30, yüzde 35'lere kanarak bu parayı vermişler. Düşünebiliyor musunuz; 100 000 markı yatırıyor, o 100 000 mark ertesi sene 130 000 mark, ertesi sene 160 000 mark, üç sene sonra 200 000 mark gibi bir rakam tutuyor. Aslında, kâğıt üzerinde, kendilerine verilen bir para da yok. Önceden bu sisteme girmiş, yüksek kâr payı almış vatandaşların da teşvikiyle hızlanan para toplama yarışında, gelir makbuzu ve hatta, boş bir kâğıt üzerine yazılan üç beş satırlık yazı karşılığında binlerce döviz para toplanmıştır. Babalarına ve en yakın akrabalarına emanet vermeyen insanlar, Türkiye'deki şirketlerin Avrupa temsilcilerine, milyonlarla ifade edilen dövizleri, belge niteliğinde teslim etmişlerdir. Birkısım vatandaşlarımız, sadece birikimlerini yatırmakla kalmamış, bu tatlı kârdan daha kazançlı çıkabilmek için, bulundukları ülkenin bankalarından faizle paralar çekerek bu holdinglere yatırmışlar, daha sonra da bu paraları ödeyememişler ve bu paralara kefil olan ahbap ve dostları da haciz altına girmişlerdir. Şirketlerin kuruldukları ilk yıllarda para yatıran insanlar, paralarını sermaye eklemeyerek çekmişlerse, bunlar kârlı durumdaydılar. En fazla zararlı ise, en son para yatıranlar olmuştur; anaparalarını alamadıkları gibi, kâr da hiç almamışlardır. 16 İşçilerimizin büyük bir kısmı da, çalışmış olduğu yerlerden kıdem tazminatlarını alarak -800 000-100 000 gibi rakamları alarak- işlerinden ayrılmışlar, bu holdinglere, daha tatlı kârlar gelir diye para yatırmışlar; ne yazık ki, sonunda, hem işlerinden olmuşlar hem paraları gitmiş. Mağduriyetin üçüncü ayağı ise devlet. Burada en büyük rolü, SPK ve Hazine... İşçi dövizleri, daima, ülkemiz açısından önemli bir girdi olarak görülmüş, gurbetçilerimizin bu konudaki cömertliklerine rağmen, ülke içine giren milyarlarca para kaynağının sistem içerisinde doğru yol almaları konusunda, devlet, yapması gereken düzenlemeleri yapmamıştır. Türk Ticaret Kanunu esaslarına göre kurulan şirket ve holdingler yeteri kadar denetlenmemiştir, denetlenen şirket ve holdingler arasında ise ayırımcılıklar yapılmıştır. Devlet, halkın faizsiz fon ve ortaklıklarda para değerlendirme arzusunu görmemezlikten gelmiştir Günümüzde Citibank ve Conversbank gibi birkısım bankalar Müslüman müşterilere yönelik faizsiz fonlar oluşturmuşlardır. Türkiye Cumhuriyetindeki bazı unsurları bırakınız, faizsiz borsa veya fon kurmayı, faizsiz kelimesine bile alerji duyulmaktadır. Faizsiz fonlarda para değerlendirilerek, kazanç elde etme arzusunu başlangıçta dikkate almayanlar, bazı uyanıkların çıkıp, bu fonların resmî veya gayri resmî yol ve yöntemlerle toplayıp, birtakım yatırımların yaptıklarını ve bu fonlarla, her ne kadar kötü de yönetilse, bazı başarılar elde ederek, güç almaya başladıklarını görünce, karşı önlem alma gereği duyulmuştur. İlk adım olarak, gurbetçisine rotasını çizmekte yardımcı olması gereken kurumlar, bu holdinglerle alakalı hususlarda, maalesef ilk müdahaleyi yapmakta gecikmişlerdir. İyiniyetlerle kurulmuş ve ticarî olarak önemli bir yol katetmiş şirketlere karşı, çeşitli politikacılar ve bürokratların olumsuz davranışları, bu sistemde dürüstçe iş yapan şirket ve holdingleri de batma noktasına getirmiştir. 28 Şubat sürecinde, ülkemizde, insanların ve ticari kuruluşların renklere göre kategorilere ayrıldığını hepimiz biliyoruz. Hatta kara listeye alınan firmaların isimleri belirlenerek, bu firmalarla ticaret yapılmaması bile istenmiştir. Bu firmaların haklı taleplerini yerine getirmemişlerdir. Ben, size, bir iki örnek vereyim: Kombassan Petlas'ı satın aldı, Devlet Özelleştirmeden satın aldı. Devlet Özelleştirmeden satın aldıktan sonra da burada bir madde vardı "30 milyon dolar tevzi yatırım yapılacaktır" diye. Bu tevzi yatırımı yapabilmesi için teşvik belgesi gerekiyordu. Teşvik belgesine müracaat edildi, teşvik belgesi verilmedi ve burada çok önemli bir hususu dile getirmek istiyorum: Türkiye Cumhuriyetinde ilk defa bir teşvik belgesi verelim mi vermeyelim mi diye Başbakana yazı yazıldı arkadaşlar. Bir yere teşvik belgesi verelim mi vermeyelim mi diye Başbakana yazı yazıldı. Onu ben size şu anda şey yapayım. Başbakan bu yazıyı alıyor, o zamanın Başbakan Yardımcısına söylüyor "bunu inceleyin" diyor. 28.4.2004 tarihli yazıda, mevzuatı, Recep Önal şunu diyor: Mevzuatta aranan şarta aykırı bir durum olmaması nedeniyle, söz konusu yatırımın teşvik belgesine bağlanması hususu, takdir ve tensiplerinize arz olunur." Arkadaşlar, bu şirkete teşvik belgesi verilmedi. Bu şirket, KOMBASSAN tarafından Abdülkadir Özcan AŞ'ye satıldı ve bu şirket şu anda teşvik belgesi aldı. Bakın, yani, burada sorumlu iki ayak değil, üçüncü bir ayak da var. Bakın, bir örnek daha vereceğim. Konya Ladik'te "KOMPEN" adı altında meşhur bir fabrika var KOMBASSAN'ın. Bu, cam üretiyor ve aynı zamanda pencere üretiyor. Buraya bunlar tevsi yatırım yapmak istiyorlar ve teşvik belgesine başvuruyor, teşvik belgesi verilmiyor. "Acaba, bize mi verilmiyor" deniyor. Arkasından, tabela şirketi aynı yerde olan bir tabela şirketiyle başvuruyorlar. O tabela şirketine -öbürüne vermiyorlar- 35 milyon dolarlık bir teşvik belgesi veriliyor arkadaşlar. Bunlar bu şekilde engellendi. Hatta, şunu söyleyeyim: 1997'den beri KOMBASSAN ve YİMPAŞ sermaye artırımlarını gerçekleştirememişlerdir. Burada, ben şirketleri savunmuyorum; bu şirketlere para yatıran insanlar var, ben bu insanları savunuyorum ve hâlâ da, bu şirket artırımları gerçekleştirememiştir arkadaşlar. Yani, bunları da göz önünde bulundurmak lazım. Bugün YİMPAŞ ve KOMBASSAN, elindeki malı mülkü, gayrimenkulü -bizim yaptığımız incelemelerde- aşağı yukarı, parayı, yatıranların parasını karşılayabilecek durumdadır; ama, bunların üzerine yürüsek, az bir parayla şey yapılır, yüzde 25'ini bile ödeyemez durumda olabilirler. Buna da dikkatlerinizi çekiyorum arkadaşlar. Bazı girişimlerce holding adı altında gerçekleştirilen, izinsiz, halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağdur olmalarında sermaye kurulunun şeyini söyledik. Sermaye kurulu yaşanan süreci iyi yönetememiştir. Sermaye Piyasası Kurulu, bu süreçte kurulduğunu ve ortak toplamaya başladığını çeşitli basın ve yayın kuruluşlarıyla bildiren şirketler hakkında işin başından itibaren önleyici ve engelleyici tedbirleri almamıştır. Sermaye piyasasını düzenleme ve denetleme görevini haiz Sermaye Piyasası Kurulu, belli bir büyüklüğe gelmiş şirket ve holdinglere yol gösterici şekilde davranamamış, âdeta, onları oyalamıştır. Şirketlerle ilgili olarak, görev alanına girmeyen konularda birkısım devlet kurumlarını da ihbarda bulunmuştur. Bakın onu da size göstereyim, belgesi var bende. Şimdi, zamanın 17 SPK Başkanı, Hazine ve Dışticaret Müsteşarına bir yazı yazıyor, diyor ki, "Resmî Gazetenin şu şu sayılı yazısında Kombassan Holding AŞ'nin, sermayesini kontrol ettiği ve yönetiminde bulunduğu Kombassan Gıda ve şu şu şirketine Müsteşarlığınızca 5 ayrı teşvik belgesi verildiği görülmüştür. Teşvik belgesi verilmesi hususunun Müsteşarlığınızca yeniden değerlendirilmesini ve bu kapsamdaki şirket taleplerinin de bu çerçevede değerlendirilmesi uygun olacağı düşünülmektedir." Bunu SPK, Hazineye yazıyor, Hazine cevap veriyor: "Anılan şirkete 7.7.1997 tarihinde un, kepek, yem, bakliyat ambalajlaması konusunda 5 ayrı yatırım teşvik belgesi düzenlenmiştir. Yatırımın termin süresi sona ermediğinden ve yatırım teşvik belgesi mevzuatına aykırı bir durum oluşmadığı, bu aşamada yatırım teşvik belgelerinin iptalini gerektirecek bir husus bulunmamaktadır." Bakın, arkadaşlar, bunların hepsi bir belgedir. Yani, burada üç ayaktan bahsetmiştik: Bir, sorumsuzca para yatıran ortaklarınız; iki, bu parayı hovardaca kullanan bazı şirketler; üç, şimdiki saydığım şirketler (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Öksüz, lütfen, tamamlayabilir misiniz sözlerinizi. Buyurun. ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım. Şimdi, öyle bir süreç işlendi ki, paralar geliyor yurt dışından, alışılmış Hatta, ben size şunu da söyleyeyim: En çok paralar 28 Şubattan sonra bu şirketlere akmıştır. Bu şirketler bu süreci o kadar çok güzel kullanmışlar ki, daha önce 1,5, 1 milyon dolarsa bundan sonra 5 milyon, 4 milyon dolarlara ulaşmış. Bu para akışı devam ederken Sermaye Piyasası Kurulu da bu şirketlere sermaye artırım izni vermeyince bu şirketlerin hepsi gayri resmî şirketler kurmaya başlamışlar; ikinci, üçüncü, dördüncü şirketler. Paralar bu ayaklarla gelmişler, ondan sonra bu paraların bir kısmı da, maalesef, yurt dışında yatırımlara gitmiştir. Şimdi Romanya'da bir rulman fabrikası var 5 000 kişi çalıştırıyor ve burayı Kombassan alıyor ve bunların bir kısmı da gidip Amerika'da yatırım yaptı. Tabiî, bu yatırımları değerlendirmek nasıldır ona girmek istemiyorum. Yimpaş aynı şekilde yurt dışında bazı yatırımlar yaptı ve bunların, bir sürü, şu anda mağdur olan insanlarımız var. Bu insanlarımızın mağduriyetinden kurtulması lazım. Bununla ilgili bizim raporumuzda önerilerimiz var; bu önerilerin dikkate alınması lazım. Demin Abuşoğlu da söyledi, İstanbul Girişimi gibi bir şey kurulabilir. Benim burada birkaç tane daha önerim olacak bu SPK şeyiyle ilgili olarak. Çok ortaklı şirketlerin tanımı yapılarak toplantı ve karar nisaplarında kolaylaştırıcı düzenlemeler getirmek lazım. İkincisi, bunlarla ilgili, konsolosluklardan tasdikli veya noterden tasdikli vekaletname istenmesin. Yani, zaten bu vekaletname çok paraya mal olduğundan dolayı gitmiyor, oraya vekalet vermiyor, vekalet vermediğinden dolayı da bu şirketlerin toplantıları sönük geçiyor veya yapılamıyor. Değer artışlarının sermayeye eklenmesine izin verilmelidir. Kuruluş sermayesini ve sermaye artışlarının döviz cinsinden belirlenmesine izin verilmelidir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) - Başkanım, bitiriyorum; bir iki önerim var. BAŞKAN - Teşekkür için buyurun Sayın Öksüz. ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) - Çok ortaklı halka şirketler sermayelerinin belirli bir kısmı için, örneğin, yüzde 10 kendi hisse senetlerini satın alabilmeli ve bu senetleri tekrar ihraç edebilmelidir. Çok ortaklı şirketler tarafından ihraç edilen nama yazılı hisse senetleri için de Türk Ticaret Kanununun 368 inci madde hükmünde yer alan taahhütlü mektup şeyi kaldırılmalıdır, davet kaldırılmalıdır; halka açık şirketler süresine tabi olunması için gerekli asgarî ortak sayısı 250'den 500 veya 1 000'e çıkarılmalıdır. Uygun konjonktür ve altyapı oluşturularak, bölgesel nitelikli borsalar kurulmalıdır. Çok ortaklı 6 şirket de çeşitli teşvik usulleriyle desteklenmelidir. Arkadaşlar, burada, şu anda bu şirketlerin 97 tanesini ben tespit ettim. Aşağı yukarı 8-9 tanesi ayakta; hiç olmazsa, bu 8-9 şirketi kurtarabilmenin yollarını aramamız lazım. Zaten, öbürlerinin çoğu tabela şirketleri, parayı almışlar. Şu anda yaptığımız araştırmalarda gönderdiğimiz mektuplar bile bize geri geldi; çünkü, böyle bir şirket buralarda yok. Ortada olan Kombassan, Yimpaş, İttifak Holding gibi şirketleri kurtarmamız lazım. Hepinize saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öksüz. Şahsı adına söz isteyen, Kütahya Milletvekili Abdullah Erdem Cantimur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Sayın Cantimur, süreniz 10 dakikadır. Buyurun. 18 ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) -Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin önergeleriyle, geçmiş yıllar içerisinde bazı girişimcilerin holding adı altında gerçekleştirdikleri izinsiz, halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla, bu süreçte SPK'nın sorumluluğunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonunun yapmış olduğu çalışmalar ile Araştırma Komisyonu sonuç raporu üzerinde, şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, yaklaşık dört ay süren bir zaman içerisinde, Araştırma Komisyonu Başkanı ve üye milletvekilleriyle birlikte sürdürdüğümüz çalışmalarımız, başta Meclis Araştırma Komisyonunda olmak üzere, yurtiçinde ve yurtdışında temaslar şeklinde yapılmıştır. Bu süreçte 78 holding, şirket yöneticileri dinlenmek üzere komisyona çağrılmış, bunlardan 44 tanesine ulaşılamayarak çağrı mektupları geri gelmiştir. Çalışmalar süresince 24 toplantı yapılmış, yapılan toplantılarda bazı ticaret ve sanayi odası başkanları, 2 eski ve yeni Sermaye Piyasası Kurulu başkanları, çağrımıza cevap veren ve komisyonumuza bilgi vermek isteyen holding ve şirket yöneticileri, yine, komisyonumuza müracaat ederek bilgi vermek isteyen mağdurlar ile mağdur dernekleri temsilcileri ve Almanya, Belçika, Avusturya ve Hollanda'da yurt dışındaki vatandaşlarımızla toplantılar düzenlenerek çok detaylı bir çalışma yapılmıştır. Özellikle komisyonun kuruluş amacının özünde neyin olduğunu kısaca ifade etmek gerekirse, öncelikle, bu holdinglerin izinsiz halka arz yapmalarının araştırılması, bu arz neticesinde, yurt içinden ve yurt dışından sayıları 400 000'i bulan vatandaşlarımızın hangi saiklerle para yatırdıklarının ortaya konulması, tasarruf edip paralarını bu şirketlere yatıran insanımızın mağduriyetinin giderilebilmesi için ne gibi çözüm önerilerinin bulunabileceği, SPK'nın bu süreç içerisinde, görevini ilgilendiren konularda ne gibi çalışmalar yaptığı hususları ana hatlarıyla komisyonumuzun çalışma alanını oluşturmuştur. Yapılan çalışmalarda görülmüştür ki, bu holdinglerin veya şirketlerin bir kısmı halen faaliyetlerine devam etmektedir, bir kısmına ise ulaşmak bile mümkün olamamıştır. Faiz dışında gelir getiren alanlara yatırım yapmak isteyen, ancak, malî piyasaları ve alternatif yatırım araçlarının getirilerini yakından takip edecek bilgi birikimine sahip olmayan veya malî piyasaları takip edemeyecek olan ve ellerindeki paraları, yıllarca, altın ve gayrimenkul gibi, çok verimli olmayan alanlarda değerlendirmeye çalışan, özellikle yurt dışındaki vatandaşlarımız, tasarruflarını, söz konusu holding ve şirketlere yatırmışlardır. Vatandaşlarımızın para yatırmalarındaki en önemli etkenler, faizsiz kazanç olması, ülkemizde yatırımların artması, yüksek oranda kâr payı verilmesi ve istedikleri zaman paralarını kendilerine geri verme taahhüdünün olmasıdır. Söz konusu şirketlerin yüzde 30'lara varan yüksek oranda kâr payı taahhüt etmeleri ve paralarını istedikleri zaman alabileceklerini ifade etmeleri, bir süre, bu zincirin bu şekilde devam etmesini sağlamış, hatta, şirketlerin daha fazla para toplamalarının yolunu açmıştır. Bu şekilde çok fazla para toplanmaya başlayınca birçok şirket kurulmuş ve bu kurulan şirketler de, özellikle yurt dışındaki vatandaşlarımızdan para toplamaya başlamışlardır. Şirket sayısı arttıkça, şirketler arasında, daha fazla kâr taahhüdünde bulunup daha fazla para toplamanın, âdeta, bir yarışı başlamıştır. Şirketler tarafından toplanan bu sıcak para, bir yandan kâr payı olarak ortaklara dağıtılırken bir yandan da çok verimli olmayan alanlara yatırım yapılmaya başlanmıştır. Başlangıçta iyi niyetlerle kurulan, ülke kalkınmasında gerçekten önemli bir rol oynayan, istihdamı artıran bu şirketlerin kâr payı yarışı, verimli olmayan alanlara yatırım yapılması ve gerçek bilanço kârlarının dağıtılması yerine toplanan paralardan kâr payı dağıtılmaya başlanması şirketlerin malî yapılarını bozmuş, sıcak para girişinin bitmesiyle de, söz konusu şirketlerin bir kısmı çalışamaz duruma gelmiş, bir kısmı ise küçülme yoluna gitmek zorunda kalmıştır. Kurulmuş olan bu zincir, esasen, sıcak para girişinin devam etmesi halinde devam edebilecek; ancak, bir süre sonra, yine de, tıkanacak bir zincirdir. Bir şirkete ortak olmak, bu şirketin faaliyetlerinden doğan kâr payını almak, şirketin hissesini üçüncü bir kişiye satmak elbette mümkündür; ancak, istendiği zaman şirketteki hissenin şirket tarafından alınması veya paranın ortağa ödenmesi, yasal olarak elbette ki mümkün değildir, ancak, borsada işlem gören şirketlerin hisselerinin borsada işlem görmesi ve alınıp satılması mümkündür. Sisteme sıcak para girişinin olduğu bir dönemde -yanlış da olsa- işleyen bu sistem, ortakların paralarını geri almak istemeleriyle tıkanan bir sistemdir. Kaldı ki, ortak paralarının arsaya, makineye, hammaddeye bağlandığı düşünülürse, şirket veya holding bu paraları nasıl verecektir; elbette ki, hem yasal olarak hem de şirketlerin malî yapısı açısından, bu, mümkün değildir. Komisyon çalışmaları sırasında, holdinglere para yatıran vatandaşlarımızın ciddî ölçüde mağduriyet yaşadıklarını ve meseleye çözüm bulmasını istediklerini; vatandaşlarımızın birçoğunun yirmi, otuz yıllık veya bir ömür birikimlerini kaybetmekle kalmadıkları, birçok vatandaşımızın, 19 geleceklerini ipotek altına alarak, bankalardan çekmiş oldukları kredileri holdinglere verdiklerini; vatandaşlarımızdan bazılarının, holdingler tarafından toplanan paraların bir kısmını devletin kendilerine ödemesini, bir kısmının şirketlerin tasfiye edilerek geriye kalanın kendileri arasında pay edilmesini, bir kısmının ise paralardan vazgeçtiklerini, ancak paraları toplayanların hak ettiği cezayı çekmelerini istediklerini, vatandaşlarımızın bir kısmının ise kâr-zarar ortaklığı olarak paramızı verdik, zarar ettiyse biz de zarara ortağız dediklerini müşahede etmiş bulunmaktayız. Toplanan paraların miktarı da dikkate alındığında, yürürlükteki mevzuatın yetersiz olması sebebiyle, izinsiz halka arzla yeterince mücadele edilemediği de bir gerçektir. Özellikle 4616 sayılı Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun, kişiler hakkında açılan kamu davalarının tamamının ertelenmesine sebebiyet vermiştir. Bunu sonucu olarak, izinsiz halka arz suretiyle fon toplama faaliyetini sürdüren şahıslar hakkında cezaî tedbirler uygulanamadığından, daha fazla fon toplanmıştır. Holding veya şirketlerin sermaye artırımlarının belli bir usulü vardır. Sermaye artırımı ve hisselerin halka arzı için SPK'dan izin alınması ve alınan izin çerçevesinde halka arzın gerçekleşmesi gerekmektedir; ancak, görülmektedir ki, şirketlerin halka arzda izin almamaları, alınsa bile, fon toplama işinin 365 gün yapılıyor olması, halka arz esnasında belli oranlarda kâr taahhüdünde bulunulması, istenildiği anda paraların kârlarıyla birlikte geri verilebileceğinin sözlü olarak taahhüt edilmesi, şirketlerin SPK kaydına uygun hareket edemeyeceklerinin en önemli göstergelerinden bir tanesidir. Nitekim, SPK kaydında olan holdingler hakkında kayda girdikten sonra dahi bu nedenlerle defalarca suç duyurusunda bulunulmuştur. Komisyonumuzun görev alanı 1990'lı yıllardan günümüze kadar yüzlerce şirketi ilgilendiren, yüzbinlerce vatandaşımızın para yatırdığı (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Cantimur, lütfen, tamamlayabilir misiniz. Buyurun. ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Devamla) - Tamam Başkanım. toplamı kesin olarak tespit edilememekle birlikte, 5 milyar avro civarında paranın değişik yörelerde, farklı faaliyet alanlarında, çok da iktisadî olmayan bir şekilde yatırımlarda kullanılmasını kapsayan geniş bir konudur. Konunun, onbeş yılı aşkın bir geçmişi, bu noktaya gelmesinde rol oynayan birçok faktörü, birçok kişi ve kurumu ilgilendiren yönleri bulunmakta; kısacası, hem kapsamlı hem de karmaşık olduğu görülmektedir. Holdingler tarafından komisyonumuza iletilen çözüm önerileri de dikkate alınarak, aşağıdaki öneriler huzurunuza getirilmiştir: -Sermaye Piyasası Kanununda ve Ticaret Kanununda düzenlemeler yapılmalı, -Toplanan paraların ve ortaklık yapısının belirlenmesi, -Ortakların genel kurula katılımlarının kolaylaştırılması, -Faaliyeti olmayan şirketlerin tasfiyesi, -Hukukî sürecin etkinleştirilmesi, - Halka arz edilmiş sayılabilmek için gerekli olan ortak sayısının 500'e çıkarılması, - Şirketlerin belli şartlarda kendi hisselerini alıp satabilmelerinin sağlanması, - Sermayesi döviz cinsinden ortaklıklar kurulabilmesi, - Holdinglerin kuruluşlarıyla ilgili yükümlülükler ve sınırlamalar getirilmesi, - KOBİ borsasının kurulması, - Yatırımcıların korunması açısından vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi, - Daha etkin denetim yapılması, - Faaliyetlerine devam edebilen şirket ve holdinglerin, yatırımcıların haklarının korunması adına faaliyetlerini sürdürmesi sağlanmalıdır. Yüce Heyetinizin bu esaslar çerçevesinde önemli kararlar alacağını umuyor, bu komisyon çalışmalarımızın mağdur vatandaşlarımız için hayırlara vesile olmasını diliyor; hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Cantimur. Şimdi, Komisyon adına söz isteyen, Ankara Milletvekili Telat Karapınar. Buyurun Sayın Karapınar. (10/16, 262) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI TELAT KARAPINAR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (10/16 ve 262) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporuyla ilgili söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu Komisyon, yurtdışında ve yurtiçinde gerçekten yüzbinleri ilgilendiren bir konuyla ilgili kuruldu ve 4 aylık süreç içerisinde de çok yoğun bir çalışma ve gayret sarf etti. Ben, bu süreçte, yeri gelmişken, bizimle birlikte çalışan komisyon uzmanlarımız Yüksel Kızıltaş, Necip Topuz, Ahmet Tekin, İlker Evin, Mehmet Dünşen'le birlikte, komisyonumuza katkılarını esirgemeyen komisyon üyesi arkadaşlarımıza da teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. 20 Bu olay neydi? Bu holdingler neydi? Bu olay, işçi şirketleri veya küçük yatırımcıların tasarruflarıyla belli kuruluşları kurma olayı, 1960'ların sonlarında başladı ve küçük tasarruf sahiplerinden toplanan paralarla -ki, bunun ilk ayağı yurt dışı da değil- yurt içinde kurulan şirketlerdi, Özkan Beyin de söylediği gibi. 1960'ların sonunda böyle bir yol açıldı Türkiye'de; ancak, birçoğu başarısızlıkla sonuçlandı. Ender olarak, birkaç tane, başarılı şirketler kuruldu ve bunun, daha sonra, 1980'lerin sonlarına doğru, aynı durumda şirketler, bu sefer, yine, yurtiçi ve yurtdışı ayağı da olarak kurulmaya başlandı. Bunlar, daha önce YİMPAŞ'ta gördüğümüz gibi küçük kooperatifler şeklinde ve daha sonra da, diğer, 78 tane, bizde adı olan, bize bildirilen, 78 tane, holding adı altında kurulan şirkette tezahür etti. Türkiye'nin geçirmiş olduğu süreçte, bunlar, yurt dışında ağırlıklı olarak faaliyet göstermeye çalıştılar bu şirketler; ki, 78 tane ifade ettim, bunlar 61 holding olarak kuruldu; ancak, izinsiz halka arz yapan, yani, izinsiz olarak halktan para toplayan firmaların sayısı 78. Bunların 17 tanesi, diğer, aynı holdinglere bağlı olarak kurulan şirketler. Bunların bir kısmı, gerçekten, olumlu işler yapmak amacıyla kuruldu ve olumlu işler de yaptı; ancak, şunu hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekiyor: Bunlar ilk kuruluş anından itibaren yasal dayanaktan yoksundu, yaptıkları eylem suç teşkil ediyordu. Niye; çünkü, halka arz yapabilmek için Sermaye Piyasası Kuruluna kaydının yapılması gerekiyordu. Bu şirketlerin tamamı ilk kuruluş aşamasında kanunsuz olarak kuruldu, kanunsuz olarak para topladı. Kuruluşu kanunî olabilir; ancak, para toplama eylemi kanunsuzdu. Onun için de, bu şirketler, yine, yapamayacaklarını bile bile vatandaşa dediler ki: "Arkadaşlar, ey vatandaş, biz, sizin paranızı istediğiniz zaman vereceğiz." Ancak, Türkiye Cumhuriyeti yasaları, bir şirketin kendi hissesini geri alabilmesini yasaklıyordu. Bunu biliyorlardı, bilmiyorlardı; ama, verdikleri sözün Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre yerine getirilmesi mümkün değildi. Daha sonra ne oldu; bu şirketler, olağanüstü diyebileceğimiz tarzda çalışmalar yapıyormuş gibi kendilerini gösterdiler. Hatta, bizim komisyonumuza gelen bilgilerden bir tanesi "işte, biz helikopter fabrikasını kurduk, uçuruyoruz, helikopterlerimiz de bunlar" diye veya diğer birkısım fabrikaları video kameraya çekerek "bu fabrikalar bizim fabrikalarımız, faaliyettedir" diye göstererek, tamamen yalan beyanlara dayanan bir şekilde vatandaşı kandırarak vatandaştan para toplamışlardı. Bu şirketlerin şimdiki durumu ne; benden önce konuşmacı olarak konuşan arkadaşlarımız söyledi; 78 tane şirket, 61 holdinge bağlı 78 şirket Biz, 61 holdingin 61'ine de davetiye çıkardık; 44 tanesi bilatebliğ döndü, adreste bulunamadığından. Yani, bugün, ortalamaya vurduğumuz zaman bu şirketlerin yüzde 75'inin tabelası bile mevcut değil. 17 tanesinin tebligatı yapıldı. Biz de, bir kısmını, müracaat edenleri, davetiyemize uyanların tamamını dinledik, tamamıyla görüştük, önerilerini aldık ve raporumuzda da değerlendirdik. Bu işin en üzücü ayağı, tabiî ki, vatandaş ayağı. 300 000, 400 000, 500 000 tespit edilmesi mümkün olmayan bir rakam var ortada; bunun da nedeni şu: Bir kişi 5 tane şirkete, 5 tane holdinge para vermiş; ancak, bizim tahminlerimize göre 200-250 bin aileyi ilgilendiren bir konu. Bu 250 000 aile; ama, bizim özellikle Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımız ataerkil aile yapısından halen kurtulamadıkları için, bir ailede kaç kişi varsa çalışabilecek vaziyette, herkes çalışıyor; neticede, para ailenin reisinde toplanıyor ve bu ailenin reisi de bu paraları götürüp bu holdinglere veriyor. Dolayısıyla, bir ailenin on yıllık, yirmi yıllık, otuz yıllık birikimleri bir anda buharlaşıyor, yok oluyor, uçuyor. Bunun neticesinde, intiharlar, boşanmalar, aile içi kavgalar, psikolojik bunalımlar, aklını yitirenler, cezaevine düşenler gibi çok olumsuz bir durum meydana çıkıyor ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye'ye olan güveni, Türkiye Cumhuriyeti Devletine olan güveni, vatandaşlarına olan güveni onarılmaz bir şekilde zarar görüyor. Bizim yurtdışında yapmış olduğumuz çalışmalarda edindiğimiz izlenimlerden bir tanesi de, oradaki vatandaşımız şaşkın vaziyette. Parası olanlar var, bir şeyler yapmak istiyorlar; ancak, Türkiye'ye güvenmiyorlar; çünkü, başlarına daha önce bir Merkez Bankası faciası, daha sonra da bir holdingler, yani, bizim araştırma komisyonumuzun konusuyla ilgili holdingler faciası gelmiş ve vatandaşımız, büyük oranda, birikimlerini bunlara kaptırmış. Şimdi, bize düşen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak -ki, komisyon raporumuzda bu mevcut- bu vatandaşımızın güvenini tekrar kazanıp, vatandaşı devletine güvenen bir hale getirmek, bu güven bunalımını aşmaktır. Şimdi, biz, komisyon çalışmalarımız neticesinde birkısım önerilerde bulunduk. Bunlardan birincisi, mevzuat önerileri. Bazı girişimcilerce holding adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açan ve bu konuda kurulan araştırma komisyonunun faaliyet alanına giren holdinglerle ilgili bundan sonraki süreci yönetecek, yönlendirecek bir kanuna ihtiyaç bulunmaktadır. İkinci önerimiz, toplanan paranın ve ortaklık yapısının belirlenmesi. Yine, Özkan Beyin konuşmasına atıfta bulunacağım. Paralar toplanmış, hiçbir belgeye bağlı değil, vatandaşın elinde geçerli bir belge yok. İşte, imzası okunan, nereye verildiği belli olmayan bir beyaz kâğıt. Artı, yine, 21 yeri gelmişken söyleyeyim, yurt dışında para toplama işi o hale gelmiş ki zamanla, bir tane aracı, komisyoncu tabir edebileceğimiz vatandaş, gelmiş, şehrin birisinden parayı toplamış -1 000 000 euro, 2 000 000 euro, 300 000 euro, 500 000 euro- ondan sonra gitmiş holdinglerle pazarlık yapmış, demiş ki: "Bende 500 000 euro var, ne kadar komisyon vereceksin?" İşin vahametini anlatmak açısından ben bu olayı anlattım. Gerçekten, oradaki vatandaşlarımız, yani, hak etmediği şekilde kandırılmış ve hak etmediği şekilde mağdur edilmiş. Bunun için öncelikle bir komisyon kurulabilir veya çeşitli kamu kuruluşları bu işle görevlendirilebilir. Vatandaşlarımızın buraya müracaatla, ellerindeki belgelerle, öncelikle, bu holdinglerin ortaklık yapısının belirlenmesinin problemin çözümünde çok önemli bir rol oynayacağı bizim komisyonumuz tarafından kabul edilmiştir. İkinci olarak, vatandaşlarımızın en büyük şikâyetlerinden bir tanesi yurt dışında yapmış olduğumuz incelemelerde, holding genel kurullarına katılmakta zorlandıkları, hatta katılmalarının mümkün olmadığı ve holdinglerin de özellikle genel kurul toplantılarını vatandaşın katılamayacağı, yurt dışında çalışan işçilerimizin katılamayacağı zamanlara denk getirerek gerçekleştirdikleri ve bu nedenle, çok küçük bir çoğunlukla -ki, kendi ellerinde olan çoğunlukla- genel kurullarını yaparak istedikleri kararları alabildiğini Bu konuyla ilgili de bizim tavsiyemiz, yine, ortakların oy kullanma haklarının kolaylaştırılması şeklinde, gerekirse internet yardımıyla gerekirse vekaletnamelerden ücret alınmadan vatandaşın oy kullanmasının sağlanması önerilerimiz arasında yer aldı. Demin de söylediğim gibi, biz 61 şirkete tebligat yaptık buyurun bilgilerinizi, önerilerinizi alalım diye, 44 tanesi bilâtebliğ döndü; yani, bu 44 şirket tabela şirketi bile değil, artık, tabelası bile yok. Faaliyeti olmayan bu şirketlerin tasfiyesi, en azından vatandaşın da alabilecekse, kalmışsa bir şey, cüzi miktarda da olsa alması, kalmamışsa da umudunu kesmesi diye düşünüyoruz. Hukukî sürecin etkinleştirilmesi, ki, önemli bir öneri olduğunu düşünüyoruz. Geçmiş yıllarda gerek SPK gerekse Sanayi Ticaret Bakanlığı denetim elemanlarınca yapılan inceleme ve denetlemeler sonucu düzenlenen raporların çoğunun cumhuriyet başsavcılıklarına gönderildiği; ancak, yargılamanın çok uzun sürdüğü anlaşılmıştır. Bu süreçte, 4616 sayılı Yasa, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçların ertelenmesini kararlaştırmıştır. Davaların etkin ve hızlı sonuçlandırılabilmesi için gerekli tedbirler alınmalı, bu kapsamda ihtisas mahkemelerin kurulması ve hukukî ve cezaî ihtilafların da bu mahkemeler tarafından sonuçlandırılmasının bu konunun çözümünde önemli bir etken olacağı kanaatindeyiz. Yine, Sermaye Piyasası Kurulunun yetkisi altına giren, ki, daha önce 100'ü geçtiği takdirde ortak sayısı SPK'nın görevine giriyordu, kurul kaydı gerekiyordu; daha sonra bu 250'ye çıkarıldı. Bu 250 sayısının da yeterli olmadığını ve SPK kaydına alınabilmesinin gereği olarak 500 ortak sayısını geçtikten sonra kurul kaydına alınması gerektiği öneri şeklinde bildirildi. Yine, konuşmamda söyledim, Ticaret Kanunumuza göre bir anonim şirketin, sermayesi halka arz edilmiş bir şirketin, kendi sermayesini vatandaştan satın alması, kendi hisselerini vatandaştan satın alması bizim yasalarımıza göre mümkün değil. Bu durumun da, Ticaret Kanununda düzenlememiz komisyonlarda göz önüne alınarak, anonim şirketlerin, sermayesi halka arz edilen şirketlerin vatandaştan hisselerini belli oranlarda satın alınabilmesine yol açılmasının bu mağduriyetin giderilmesi açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Yine, bu holdinglerin, -tabi ki, bizim şu anki dönemde geçerli değil ama- geçmiş dönemde Türk parasının döviz karşısında erimesinden dolayı, vatandaşın, yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın da Türk Lirasına güvenmemesinden dolayı bu şirketlere döviz bazında ortak olmaları vatandaş açısından biraz daha çekici olmuştur. Şu anda, Türk parasına güven gelmiştir, hatta, dövize güvensizlik başlamıştır; ancak, yine de sermayesi döviz cinsinden şirketlerin kurulmasına izin verilmesinin, yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın tasarruflarının değerlendirilmesi açısından önemli olduğunu ve gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu konu da, bu şekilde raporlarımızda yer almıştır. Yine "muvazaalı işlemlerin takibi" başlıklı bir konumuz var. Şirketlerin hâkim ortakları, yöneticileri, bunların yakınları ve temsilcilerinin geçersiz, muvazaalı işlemleri ile üçüncü kişilerin mülkiyetine ve kullanımına geçirilen tüm mal ile hak ve alacakların seri bir şekilde takibini mümkün kılacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu holdinglerin büyük çoğunluğu, ki, şu anda tabela holdingi olarak kalanların çoğunluğu, vatandaştan topladıkları parayı bir şekilde kendileri veya kendi yakınları üzerine geçirerek, vatandaşın mağduriyetine sebep olmuştur. Bu konunun önlenebilmesi için de, bu konunun çözümlenebilmesi için de, biz, vatandaşımız dilinde, halk dilinde "hortum yasası" diye bilinen 5020 sayılı Yasanın bu tür şahıslar hakkında da uygulanmasına, yine raporumuzda yer verdik. Bunun da, vatandaşımızın tasarruflarının korunması açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Yine, yurtdışındaki vatandaşlarımızın bu kadar mağdur olmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi, vatandaşımızın bilgisiz olmasıdır. Yoksa, hiç kimse 300 000, 500 000 markı bir imza karşılığı, bir kâğıt parçası üzerine yazılan ve hatta birçoğunda da imza olmayan belge karşılığı kimseye teslim 22 etmez. Bu konuda yurtdışı temsilciliklerimize çok büyük görev düşmekte, vatandaşımızı bilinçlendirme açısından, yurtdışı temsilciliklerimizin biraz daha gayretli, biraz daha istekli çalışması gerekmektedir. Yine ayrıca, yurtdışında olup da, halen tasarrufu bulunup ülkesine tasarruflarını getirmek isteyen vatandaşlarımıza da yol gösterici nitelikte veya onların tasarruflarını değerlendirecek yeni oluşumların sağlanmasının, özellikle şu anki mevcut durum açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu paralar toplanırken -siyasî parti grupları adına konuşan konuşmacılarımız da söyledi- birkısım dinî, millî duygular istismar edilmiş. Sadece dinî, millî değil, vatandaşın nezdinde değeri olan tüm kutsal duygular istismar edilmiş. Bu, sadece, işte İslamî yönden de değil, yine holdinglerden bir tanesinin -bu, basında da çıktı- yöneticisi diyor ki, ben, işte, falanca partiye, şu anda Mecliste bulunmayan partinin birine mensubum diyor. Bunun yani, isminin "İslamî holding" olarak değerlendirilmesi veya "yeşil sermaye" olarak değerlendirilmesinin de çok doğru olmadığı kanaatindeyim. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Karapınar, lütfen, toparlayabilir misiniz; buyurun. (10/16,262) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI TELAT KARAPINAR (Devamla) - Burada vatandaş istismar edilirken, doğrudur, birçok duyguları kullanılmıştır, kutsal duyguları kullanılmıştır; ancak, bu duyguları kullananlar, o kutsal duyguları kullananlar, o duygulara sahip insanların birçoğu, o duygulara sahip insanlar değil, o görüşe sahip olan insanlar değil. Biz, bunu da yine bildirmek istiyorum. Yine, Sayın Abuşoğlu, konuşmasında, bunların tasfiye edilmesi gerektiğini söylemişse de, tasfiye edilmesi gerekenler var; ancak, bunların halen millî ekonomiye büyük oranda katkıda bulunanları da olduğu için, bunların tasfiye edilmesi halinde vatandaşın çok çok daha mağdur olacağını biz düşünüyoruz; çünkü, haraç mezat mallarını sattığımız zaman, belki şu anda yüzde 10'u, yüzde 15'i, yüzde 20'yi karşılar; ama, o zaman bu oranın çok çok daha aşağılara düşeceğini düşünüyoruz. Ben, fazla da vaktinizi almak istemiyorum. Konuşmama burada son verirken, katkısı bulunan tüm arkadaşlarımıza ve bize bu fırsatı verdiği için Meclis Başkanlığımıza teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karapınar. Şimdi, Hükümet adına, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener konuşacaklardır. Buyurun Sayın Şener. (AK Parti sıralarından alkışlar) DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; izinsiz halka arz faaliyetinde bulunan şirketlere ilişkin 1061 sıra sayılı Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki görüşlerimizi belirtmek üzere huzurlarınızdayım; hepinize saygılar sunuyorum. Bildiğiniz gibi, bu raporun ortaya çıkmasına neden olan araştırma önergeleri 29.3.2005 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmüştü ve Genel Kurulun 842 sayılı kararıyla, önergelerde belirtilen hususların araştırılmasına karar verilmişti. 8'i AK Partiden, 4'ü Cumhuriyet Halk Partisinden olmak üzere, 12 üyeden oluşan komisyon, çalışmalarını yurt içinde ve yurt dışında sürdürmüş, neticede, yoğun bir mesaiden sonra, 1061 sıra sayılı bu söz konusu rapor komisyon çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Raporda durum tespiti yapılmıştır ve öneriler geliştirilmiştir. Bu yoğun çalışmaları nedeniyle, Sayın Komisyon Başkanına ve üyelere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Aslında, konu doğrudan doğruya SPK mevzuatına aykırı olarak vatandaşlardan para toplayan bazı şirketlerle ilgilidir. Bildiğiniz gibi, ülkemizde 1980'li yıllardan itibaren kurulan bu çok ortaklı şirketler, kuruldukları tarihlerde kayda değer bir büyüme gösterememişlerdir; ancak, daha sonra, 1990'lı yıllarda, yurtdışındaki Türk işçilerinden topladıkları fonlarla gelişim kaydetmişlerdir. Çok ortaklı şirketler, özellikle İç Anadolu Bölgesinde kurulmuş ve ticaret unvanlarında "holding" ibaresini sıklıkla kullanmışlardır. Hisse senetlerini ihraç veya arz etmek isteyen anonim ortaklıkların, hisse senetlerinin kayda alınması Sermaye Piyasası Kuruluna başvurmaları gerekmektedir. İzinsiz halka arz, Sermaye Piyasası Kurulu kaydına alınmaksızın, hisse senedi satışını ve ortak olma vaadiyle para toplanmasını ifade etmektedir. Bununla beraber, özellikle 1990'lı yıllarda, birkısım şirket, yasal prosedüre uymadan, Sermaye Piyasası Kurulu kaydına aldırmadan, hisse senedi adı altında çeşitli belgeler karşılığında ya da ortak yapma vaadiyle, yatırımcılardan para toplama yoluna gitmiştir. Hisse senetlerinin halka arz yöntemleri Sermaye Piyasası Kurulu Kanununda düzenlenmiştir. Sermaye Piyasası Kanununun 4 üncü maddesinde, ihraç ve halka arz olunacak sermaye piyasası 23 araçlarının kurula kaydettirilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Sermaye Piyasası Kanununun 4 üncü maddesine aykırılık, Kanunun 47/A-4 maddesinde cezaî yaptırıma bağlanarak, sorumlular hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis ve ağır para cezası öngörülmüştür. Merkezleri İç Anadolu illerinde bulunan birkısım şirketlerin, kanununun bu açık hükmüne rağmen, kurula kayıt yükümlülüğünü yerine getirmeksizin sermaye artırımı yaptırdıkları veya mevcut paylarını, çoğunluğu yurtdışında yerleşik vatandaşlara sattıkları ve karşılığında,döviz bazında yüksek getiri vaat ettikleri tespit edilmiştir. Sermaye piyasası mevzuatında suç olarak tanımlanmış olan izinsiz halka arz fiilinin gerçekleştirilmesi şu şekilde olmaktadır: Şirketler tarafından Türkiye'de de para toplanmasına karşın, toplanan paranın büyük kısmı Avrupa'da çalışan vatandaşlarımızdan elde edilmiştir. Toplanan paralar çoğunlukla şirket yöneticileri tarafından taahhüt edilen sermaye olarak yasal kayıtlara aktarılmakta, yasal kayıtlarda şirket ortağı olarak 20 ilâ 40 kişi arasında kişi görülmekle birlikte, gerçekte binlerce ortak bulunabilmektedir. Yurtdışında yaşayan temsilciler aracılığıyla paralar toplanmakta, ev ev dolaşan temsilciler tarafından, kendisinden para alınan kişilere makbuz ve benzeri kâğıtlar verilmektedir. Her temsilcinin sorumlu olduğu bir bölge tespit edilmekte ve temsilciler orada alt temsilciler atamaktadır. Şirketler tarafından, genellikle, vatandaşlarımızın yoğun olduğu bölgelerde ve mekânlarda şirketlerin tanıtımı ve hisse satışı yapılmaktadır. Temsilciler tarafından toplanan paralar daha sonra kuryeler aracılığıyla ülkeye sokulmakta, bu süreçte bankalar ve benzeri malî kurumlar kullanılmamaktadır. Ülkeye kuryeler vasıtasıyla fiziken getirilen paralar şirket yasal kayıtlarına ya hiç geçirilmemekte ya da eksik geçirilmekte; hesaba geçirilenler ise, genellikle borç olarak kaydedilmektedir. Şirketler tarafından Alman Markı bazında yüzde 20-40 arasında kâr payı taahhüdünde bulunulmaktadır. Söz konusu şirketlerin 1990'larda sayısının artmasıyla beraber, artan rekabetle birlikte, söz konusu kâr payı taahhüdü yüzde 50'lere kadar çıkmıştır. Şirketler nezdinde Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan denetimlerde kâr payının şirketin olağan faaliyetlerinden kaynaklanmadığı, Ponzi finansmanı denilen, borcun alınan yeni borçla kapatılması suretiyle; yani, önce ortak olanlara kâr paylarının, sonra ortak olan yeni yatırımcılardan tahsil edilen paraların dağıtılması esasına dayandığı anlaşılmaktadır. Şirketlerin hisse senetlerinin ikincil piyasası, yine şirketlerin kendileri tarafından oluşturulmakta ve şirket hisse senetlerini alan yatırımcılara, daha sonra, ellerindeki hisse senetlerini satmak istediklerinde, bu hisse senetlerinin, daha önce şirket tarafından deklare edilen fiyattan satın alma garantisi verilmektedir. Çok ortaklı şirketlerin, daha çok, Türkiye'nin diğer illere göre daha az kalkınmış şehirlerde yatırım yaptıkları, söz konusu yatırımların yurtiçinde ve yurtdışında yaşayan yöre halkından toplanan paralarla finanse edildiği, şirkete kendi yöresinin kalkınması için yatarım yapmak üzere para veren şahısların kendilerinin veya çocuklarının, yatırımın tamamlanmasını müteakip şirket tarafından işe alınma garantisi verildiği belirlenmiştir. Söz konusu şirketlerin faaliyetlerinden bağımsız olarak kâr edip etmediklerine bakılmaksızın kâr payı dağıtmaları, toplanan paraların verimli alanlara kanalize edilmemesi ve 2000-2001 yıllarındaki devalüasyonla beraber ortaklarına verdikleri kâr, geri alma garantisi gibi taahhütleri yerine getirmedikleri ve malî yapılarının hızla zayıfladığı görülmüştür. Çok ortaklı şirketlerin genel olarak işleyişleri bu şekilde olmakla beraber, yatırımcıların, kötü niyetli kişilere karşı korunabilmesi için bilgilendirme ve yaptırımlar aslî öneme sahiptir. Bu kapsamda, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından söz konusu şirketlere karşı yapılan denetimler ve vatandaşlarımızın bilgilendirilmesine yönelik şunlar yapılmıştır: Mevzuata aykırı faaliyetleri nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulunca mevzuata aykırı şekilde izinsiz olarak halka arz yapan 78 adet şirket denetlenmiş ve bu denetimler sonucunda Sermaye Piyasası Kurulu tarafından 141 kanuna aykırı fiil nedeniyle 131 suç duyurusunda bulunulmuştur. 21.12.2000 tarih ve 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartlı Salıverilmeye Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan 131 suç duyurusundan 42'si ya da bir başka deyişle yaklaşık üçte 1'i ertelemeye uğramıştır. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan ilk suç duyurularının mahkemelerde karar bağlanmadan ertelenmesiyle suçluların cezalandırılmaması cezaî yaptırımların caydırıcılığını ve Sermaye Piyasası Kurulunun yaptırım gücünü önemli ölçüde azaltmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu, yürüttüğü denetim çalışmalarının yanı sıra, izinsiz halka arz fiilinin ağırlıklı olarak yurt dışında gerçekleşmesi ve yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın hedef alınması nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulu 1997 yılından itibaren genel bilgilendirme ve uyarı ilanları, gerekse denetimler sonucunda ulaşılan tespitlerle ilgili olarak şirket bazında bilgilendirme ve uyarı ilanları yapmıştır. 24 Bunun yanı sıra, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yatırımcıların bilgilendirilmesi amacıyla, yurt içinde ve yurt dışında, özellikle söz konusu holdinglere yatırım yapan kişilerin ağırlıklı olarak yaşadığı şehir ve ülkelerde bilgilendirme toplantıları yapılmıştır. Yapılan tüm denetim ve bilgilendirme faaliyetlerine rağmen, şirketler tarafından para toplama faaliyetlerine devam edilmiştir. Bu durumun sebepleri ise şunlardır: Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan denetimler ve bilgilendirme ilanları üzerine, yatırımcılar tarafından, Sermaye Piyasası Kuruluna hitaben yazılan mektuplarda, söz konusu ilanlar nedeniyle hakarete varan boyutlarda bir tepki gösterilmiş olup, yazılı basında da, Sermaye Piyasası Kuruluna, şirketlere yönelik işlemleri nedeniyle büyük ölçüde bir tepkide bulunulmuştur. Şirketlerin vatandaşlarımızın manevî duygularına yönelik tanıtım ve satış faaliyetlerinin bu duruma önemli katkısı bulunmaktadır. İzinsiz halka arz yapan şirketlerde temel sorunlardan bir diğeri, toplanan paranın şirket kayıtlarına hiç yansıtılmaması ya da eksik yansıtılmasıdır. Bu şirketlerde para toplama faaliyeti büyük ölçüde temsilciler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Şirketle çoğu zaman organik bağı olmayan temsilciler tarafından gerçekte ne kadar para toplandığı ve bunun ne kadarının şirket yasal kayıtlarına aktarıldığı tespit edilememektedir. Şirket kayıtlarının temsilcilik sistemi nedeniyle yetersiz ve güvensiz olması, toplanan paranın tespitinde malî sistem içindeki para hareketlerine başvurulmasını gerektirmektedir; ancak, izinsiz halka arz yapan şirketlerde para toplama ve nakit faaliyetleri, tamamen malî sistemin dışında, fiziken kuryeler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Aynı şekilde, toplanan paralar karşılığında yatırımcılara verilecek makbuz, hisse senedi, benzeri belgeler de kuryeler kullanılarak nakledilmektedir. Nitekim, geçmişte sınır kapılarında bavul içinde büyük miktarda nakit yakalanmıştır. Şirket tarafından toplanan paraların yasal kayıtlara aktarılmaması ve kayıtlarının düzensiz olması, çoğunlukla şirketler tarafından toplanan paranın yasal olmayan ikinci kayıtların tutulmasına yol açmıştır. Yatırımcılardan ulaşan belgeler, şirket bürolarında ulaşılabilen belgeler, ikinci kayıtları içeren bilgi, belge ve bilgisayar kayıtları gibi dokümanlar üzerinde yapılan çalışmalarla bu ikinci kayıt hususuna ilişkin tespitler yapılmaktadır. Şirket kayıtlarının yasaya aykırı tutulmasının eksik ve güvensiz olmasının, belki, en önemli sonucu ve yatırımcı mağduriyetine yol açan nedenlerden bir diğeri, toplanan paralar üzerinde hak sahibi olan kişilerin sayısının ve kimliğinin de tespit edilememesidir. Toplanan paralar yasal prosedüre uygun olarak sermayeye eklenmediği için, para toplanan kişiler de ortak sıfatıyla kayıtlara geçmemektedir. Bu bağlamda, şirketin pay defterine çoğunlukla gerçek hak sahipleri değil, temsilciler ortak olarak kaydedilmektedir. İzinsiz halka arz yapan şirketlerin sisteme dahil edilerek, hem bu şirketlerin ekonomiye kazandırılması hem de para topladıkları kişilere, ödedikleri paraların karşılığında hisse senedi verebilmesinin temini için, anılan şirketlerin Sermaye Piyasası Kurulu kaydına geçirilmesi zorunludur. Bu bağlamda, denetimler sonucunda ulaşılan tespitler çerçevesinde veya ortak sayısı yasal sınırı olan 250 ortak sayısının aşılması nedeniyle, resen Sermaye Piyasası Kurulu kaydına girmek için başvuran şirketler, yasal muhasebe kayıtlarını sunamamakta, toplanan paranın tutarı ve hak sahiplerini tam ve doğru olarak Sermaye Piyasası Kuruluna ibraz edememektedirler. İbraz edilen bilgi ve belgelerle Sermaye Piyasası Kurulu tespitleri arasında hem paranın tutarı hem de hak sahiplerinin sayısı bakımından büyük tutarsızlıklar ortaya çıkmaktadır. İzinsiz halka arz yapan şirketlerin kullandıkları temel yöntem, toplanan para karşılığında, faaliyet kârıyla bağlantısı olmayan yüksek getiri vaat edilmesidir. Toplanan para karşılığında verilen makbuz veya hisse senetlerinin fiyatı şirket yönetimince belirlenmekte, bu belgeleri satmak isteyen yatırımcılar şirket yönetimlerine başvurmakta, yönetimin belirlediği fiyat üzerinden, yine belirlenen kişilere devir yapılmaktadır. Şirket yöneticileri, hisse senetlerinin ekonomik kurallara göre değerlendiği ve fiyatın oluştuğu borsa sistemine girmekten bilinçli olarak kaçınmaktadırlar. Yatırımcı da, yatırımının gerçek değerini bilmemekte, şirket yönetimince belirlenen birim pay başına değeri kabul etmektedir. Şirketin paylarının değerlemesi yapılmamakta, kârlılık, nakit akımı, özkaynak verimliliği gibi, şirket faaliyetlerine dayanarak belirlenmesi gereken pay başına değer, çoğunlukla çeşitli endekslere dayanılarak belirlenmektedir. İzinsiz halka arz yapan şirketlerin kayda alınarak, yatırımcı kitlesinin mağduriyetinin giderilebilmesi, şirketlerin de ekonomiye kazandırılabilmesi amacıyla, bu şirketlerin topladıkları paranın ve gerçek hak sahiplerinin tespiti talebiyle Kurul tarafından ticaret mahkemeleri nezdinde davalar açılmıştır. Tespit davası sırasında şirketlerin malvarlığının korunması için, şirket malvarlığı üzerine, Sermaye Piyasası Kurulunun talebi üzerine, mahkemelerin kararıyla tedbir uygulanmıştır; ancak, bir kısmı halen sürmekte olan bu davaların çoğunluğunda mahkemelerce tayin edilen bilirkişiler de yasal kayıtların bulunmaması veya eksik, yanlış ve yanıltıcı olması nedeniyle bir tespit yapamamış ve davaların çoğunluğu tespit talebinin reddedilmesiyle sonuçlanmıştır. 25 Tüm bu açıklamalar göstermektedir ki, izinsiz halka arz fiilinin büyük kısmının yurt dışında gerçekleşmesi, şirketler tarafından toplanan paranın kayıt altına alınmaması, konunun siyasî, dinî, millî, hemşerilik, arkadaşlık gibi istismara açık boyutlarının bulunması, 4616 sayılı Kanun nedeniyle cezaların ertelenmesi ve adlî sürecin uzunluğunun uygulanmaya çalışılan yaptırımların caydırıcılığı ve etkisini azaltması Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan denetim ve bilgilendirme faaliyetlerinin etkisini azaltmıştır. Sermaye Piyasası Kurulunun şirketler nezdinde yaptığı denetimlerde ulaştığı tespitler ile şirket beyanları arasında büyük tutarsızlıkların bulunması, gerçek hak sahiplerinin ve toplanan para tutarının şirket yetkililerinin işbirliği olmadan tam ve doğru olarak tespit edilememesi ve mahkemelerin de bu konuda herhangi bir tespit hükmüne ulaşamaması şirketlerin gerçek ortaklık yapısının mevcut düzenlemelerle belirlenemeyeceği sonucunu doğurmuştur. Bu kapsamda, çok ortaklı şirketler tarafından toplanan para tutarının ve gerçek hak sahiplerinin tespiti konusunda özel hükümler içeren bir yasa taslağı Sermaye Piyasası Kurulu tarafından hazırlanmış ve bu taslak Başbakanlığa sunulmuştur. Özet itibariyle, bu tip şirketlere para yatıran yatırımcıların karşılaştıkları riskler konusunda bilinç seviyeleri Sermaye Piyasası Kurulunun düzenlediği bilgilendirme ve tanıtım programları sayesinde her geçen gün artmakla birlikte, sorun devam etmektedir. İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan araştırma komisyonu, yapmış olduğu çalışmayla, hazırlamış olduğu Meclis araştırma komisyonu raporuyla çözüm önerileri geliştirmiştir ve bu çözüm önerileri dikkate alınmak suretiyle, geldiğimiz noktada, konuyla bağlantılı olarak, yapılması gerekenlerin ne olabileceği ortaya konulmuş bulunmaktadır. Bu çözüm önerilerinin birincisi, mevzuatla ilgilidir; yani, yeni bir yasal düzenleme hazırlanmalıdır demektedir bu rapor ve bu yasal düzenlemede, mutlaka, bazı hususların bulunması gerektiğine vurgu yapılmaktadır. Belirttiğim gibi, bu konuda, Başbakanlıkta, mevcut bir taslak da vardır. Bu taslak metin ile komisyon raporundaki önerilen hususlar birlikte gözden geçirilmek suretiyle, bu taslağın daha da olgunlaştırılması sağlanılacaktır ve Bakanlar Kuruluna, tasarı haline dönüştürülmesi için, gönderilecektir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen, tamamlayabilir misiniz. Buyurun. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Diğer taraftan, KOBİ borsalarının kurulması önerilmektedir ki, bu konudaki çalışmalar da tamamlanmak üzeredir. Ayrıca, soruşturmaların başlatılmasıyla ilgili öneriler var. Kamu kuruluşları tarafından araştırma yapılmasıyla ilgili, bilgilendirmeyle ilgili, daha etkin denetimlerle ilgili ve evrak tevdiiyle ilgili öneriler yer almaktadır. Tüm bu konularda ilgili kamu kuruluşları ve Sermaye Piyasası Kurulu, raporu tekrar ciddiyetle okuyacaktır; hükümet olarak, buradaki önerilerin takip edilmesine çalışılacaktır. Ben, tekrar, böyle yoğun bir çalışmayla bu raporu hazırlayan komisyon üyelerimize ve ilgi gösteren Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerimize teşekkür ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. Şahsı adına söz isteyen, Konya Milletvekili Sayın Nezir Büyükcengiz; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakikadır. NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1061 sıra sayılı (10/16, 262) Esas Numaralı Meclis Araştırma Komisyon raporu üzerinde görüş ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hem raporla ilgili hem de seçim bölgem Konya'yla yakın ilgili olduğu için, tekrara kaçmadan, benden önce konuşan arkadaşlarımın söylediklerini tekrar etmeden, burada dile getirilmeyen bazı hususları da sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, 22 nci Dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülen en önemli araştırma komisyon raporlarından birisini görüşüyoruz, bana göre en önemli olanlarından bir tanesi. Bu nedenle, önergeyi hazırlayarak, başlangıçta Meclis Başkanlığına sunan değerli arkadaşım İstanbul Milletvekilimiz Sayın Bihlun Tamaylıgil'e, burada, bu komisyonda çalışan, özellikle uzman arkadaşlara, bürokratlara, partilerimizin değerli komisyon üyelerine ve siyasî parti temsilcilerimize, Komisyon Başkanına teşekkür ediyorum. Önergenin veriliş tarihi 7 Ocak 2003. 29 Mart 2005'te önerge Genel Kurulda görüşüldü; yani, 2 yıl 2 ay sonra Genel Kurul gündemine getiriliyor ve görüşülüyor önerge. Bugün 11 Nisan 2006, raporu görüşüyoruz; yani, önerge verilişinden 3 yıl 3 ay sonra burada rapor düzenlenmiş ve Genel Kurulda görüşülüyor. 3 yıl 3 aydan beri de, bu önergenin verildiği günden bu zamana kadar mağdur 26 olan, sayıları yaklaşık milyona varmış vatandaşımız bekliyor ve biraz evvel konuşan arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, 78 tane holdingin topladığı, bize göre 10 milyar euro, bu arada, bu 3,5 yıl içerisinde biraz daha buharlaşıyor, kayboluyor, kayboluyor. Böyle bir çalışma, acaba, demokratik parlamenter rejimle yönetilen başka bir ülkede var mıdır diye düşünüyorum. Üçbuçuk yıldan beri bekletilen bir önerge ve sonuçta, dağ fare doğuracak!.. Üzüntüyle ifade ediyorum. Aslında, hükümetin bu konuyu çözme gibi bir iradesi varsa, böyle bir Komisyonun çalışmasının sonucunu beklemeye de ihtiyaç yok; ama, o irade, maalesef, yok. Biraz evvel konuşan arkadaşlarımızı hep birlikte dinledik. Burada, bu yöntemle bu insanları kandırarak toplanan paralarını kaptıran kişilerin sorununu çözmek için bir çalışma yapılıyor; ama, üzülerek şunu ifadedeyim ki, değerli arkadaşım, Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü, sanki, bu sorunun çözümü değil de, sanki, onlar adına değil de, bu yanlış yöntemle para toplayan ve milyonlarca insanı mağdur eden holdinglerin temsilcisiymiş gibi burada onları savundu, üzüntü duydum. Komisyon çalışmaları esnasında 78 tane holdingin kurulduğunu, bunlardan da 54 tanesinin Konya'da olduğunu tespit ettik. Neden 54 tane holding bir yere kurulmuş?.. Şimdi, değerli arkadaşlarım, ülkemizde bazı bölgeler, bazı şehirler, bazı kasabalar vardır ki, aynı sektörü yapan birçok insan vardır, birçok kuruluş vardır, birçok şirket vardır. Örneğin; Uşak'ta battaniyecilik gelişmişir, Babadağ'da tekstilcilik gelişmiştir, Gaziantep'te halıcılık, kilimcilik gelişmiştir; Konya'da da holdinglilik gelişti 1990'lı yıllarda. Neden gelişti acaba; çok cazip olduğu için gelişti. Baktı insanlar, bir tane emekli öğretmen çıkmış, ben bir holding kuruyorum demiş, sırtına Konya Şeker Fabrikasının çuvallarını vurmuş, yurtdışına gitmiş, çeşitli argümanları kullanmış, din unsurunu kullanmış, milliyetçilik unsurunu kullanmış, yüksek kâr vaadi vermiş, paraları toplamış getirmiş ve o şirketlerin kuruluşundaki teminatı bile o topladığı paralarla yapmış, cebinden 1 kuruş çıkmamış. Tabiî, Konya'daki birkısım açıkgözler de bunu gördüğü için "yahu, işte, falanca hoca çıktı, falanca kişi çıktı, Devlet Su İşlerinden emekli olan falanca kişi çıktı, şimdi paraya para demiyor, trilyonların içerisinde, milyar dolarlarla uğraşıyor" diye, öyle bir kolaycılık içerisinde, arka arkaya, işte, bu holdingleri kurmaya başlamışlar. Paraları topladılar ve -benim seçim bölgemde olduğu için- birçok insan da bu nedenle mağdur oldu. İşin hiçbir ciddiyeti yok. O nedenle, acaba 54 tanesinin neden Konya'da olduğunu merak ediyorsanız, bana göre, birçok sektörde böyle birbirinden görerek para kazanma alışkanlığı edinen birçok yerde, işte, Konya'da da bu holdingcilik revaçtaydı o dönemde, onun için birbirinden görerek holding sayısı fazlalaştı; ama, şimdi baktığımız zaman ayakta kalan hiçbiri yok. Değerli arkadaşlarım, burada konuşan birkısım arkadaşlarımız, başlangıçta iyi niyetle bunun yapıldığını ifade ettiler. Niyet, ben her zaman söylüyorum, soyut bir kavramdır, soyut bir kavram. Geldiğimiz nokta itibariyle bu işin iyi niyeti falan kalmamıştır. Eğer, geldiğimiz noktada bu holdingler başarısız olmuşlarsa, sayıları milyona varan insanımıza zarar vermişlerse, ben, onun niyetinin iyi olduğunu kesinlikle ifade edemem. Bu model, bir kere -başlangıçtan itibaren bunu savunuyoruz- bizim bünyemize uygun bir model değildir, Türkiye'nin bünyesine uygun bir model değildir, yanlış bir modeldir. Bizde bu şekilde para kazanılarak bugüne kadar örnek olmuş herhangi bir kurum yoktur. Bana göre hepsi kötü niyetlidir, hiçbir tanesi iyi niyetle kurulmamıştır. Hiçbir tanesi ayakta kalmadığına göre de Yani, iyi niyetle kurulmuş olsa, hiç olmazsa örnek verecek şekilde 3-5 tanesi ayakta kalır. Değerli arkadaşlarım, ayakta kalıyor gibi görünenlerin temelinde yatan unsur çok büyük paralar toplamasından kaynaklanıyor. 50 000 000 mark veya 80 000 000 dolar toplayanlar bu paraları hemen aldıkları gün bitirmişler, almışlar, iç etmişler, kaybolmuşlar ortadan; ama, çok büyük paralar toplayanlar, 3 milyar, 2 milyar euro civarında para toplayanlar bir kısmını bitirmişler, büyük bir kısmını bitirmişler, büyük bir bölümünü, dörtte 3'ünü bitirmişler, geriye kalan dörtte 1'iyle bir şeyler gösteriyorlar ortada, sanki ayakta kalmış gibiler. Aslında, toplayıp hesabını yaptığınız zaman, bu ayakta gibi görünenlerin, bazı arkadaşlarımızın iyi niyetli diye tanımladıkları holdinglerin de, kesinlikle, ortaklarına olan vecibelerinin beşte 1'ini dahi yerine getirecek güçleri yok, yaşadığımız gerçek bu. O nedenle, çok kesin ve acil tedbirlerin alınmasına ihtiyaç var. Çok büyük yanlışlıklar yapılmış. O günkü hükümetlerin büyük dahli var, yanlışı var. Şimdiki AKP Hükümetinin, yabancı sermaye gelsin de nasıl gelirse gelsin efendim, ister Ofer'den gelsin ister soferden gelsin, ister Hariri'den gelsin ister maririden gelsin dediği gibi, o günkü hükümetler de, yurt dışında çalışan işçilerimizin dövizlerinin Türkiye'ye gelebilmesi için, aman şu dövizler bir gelsin de nasıl gelirse gelsin diye, bu tür kötü niyetli ve dolandırıcı holdinglerin bu paraları kapmalarına seyirci kalmışlar. Burada çok büyük yanlışlık var. Bu yanlışlık bugüne kadar da düzeltilmemiş, hâlâ da böyle bir irade 27 görünmüyor, yok; göremedik, şimdiye kadar böyle bir irade görülmedi. Bu hükümet kurulalı üçbuçuk yıl oldu, üçbuçuk yıldır, istenseydi, her gün binlerce yurttaşımız bu konudaki şikâyetini dile getiriyor, bugüne kadar bu sorun çözüme kavuşurdu diye düşünüyorum. Bu holdinglerin hiçbiri yasalara uygun hareket etmemişlerdir. Laik cumhuriyetin yasalarını içine sindirip kabul etmeyen kişilerin, o ülkenin, o laik cumhuriyetin yasalarının olanaklarından da faydalanmaya hakları yoktur. Burada eleştiri getiren arkadaşıma bunu söylemek istiyorum. Siz, bu ülkenin yasalarını içinize sindirip kabul etmeyeceksiniz. Sen bu kadar parayı nasıl kazanıp da bana vereceksin diye soranlara, efendim, laik cumhuriyete vergi verilmez, biz vergi ödemeyeceğiz, biz, bu ülkeye, bu devlete karşı vecibelerimizi yerine getirmeyeceğiz, kazandığımız paranın tamamını sizlere dağıtacağız; onun için, biz, dövize yüzde 40, yüzde 45, yüzde 50'ye kadar kâr verebileceğiz diye bu insanlarımızın parası dolandırılmıştır ve üzerine yatılmıştır. Çok büyük kötü niyetlerle hareket edilmiştir ve bu paralar, aslında, mülk satın alınırken... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - 1 katrilyona kadar vergi vermişlerdir. BAŞKAN - Sayın Büyükcengiz, lütfen toparlar mısınız. NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Devamla) - ...bazı fabrikalar satın alınırken, devralınırken, bu paralar, üç katına, beş katına, o mülklerin fiyatları yüksek biçimde anlaşılarak, muvazaalı biçimde harcanmıştır. Bu paraların gittiği yer belli. Aslında, gittiği yer falan yok, toplayan kişilerin cebinde duruyor bu paralar; ama, ortada görünmüyor. Bu şekilde, 10 liralık mal 50 liraya alınmıştır, 10 lirası alınan sahibine ödenmiştir, 40 lirası cepte kalmıştır. Konya'da -biz çok iyi biliyoruz- bu paralar toplandığı zaman, bir holdingin yönetim kurulunun başkanının önüne, iflas eden bütün fabrikaların sahipleri sıraya girmişlerdir "benimkini de al" diye. Yıllardan beri, babasından, dedesinden kalan o birikimleriyle yaptırdığı fabrikayı çalışıp işletemeyen, para kazanamayan kişiler iflas etmişler, gelecek, o, yurtdışından toplayıp gelen, hazır paranın üzerine oturan kişi, çok büyük bir ticarî dehayla, onları satın alıp çalıştıracak ve onları ekonomiye kazandıracak. Böyle bir şeye inanabiliyor musunuz? Değerli arkadaşlarım, gezdik, komisyon üyesi olarak, her tarafa gittim. Anadolu'nun bir ilinde -size iki tane çarpıcı örnek vermek istiyorum- kampus gibi bir alanı çevirmişler ve girişine, içine, birçok da bazı ufak tefek tesisler yapmışlar, tavukçuluk tesisi yapmışlar, birkaç tane fabrika yapmışlar, hiçbiri çalışmıyor. Bir tanesi yüzde 10 kapasiteyle çalışıyor ve en çarpıcısı ne, biliyor musunuz; karayolu üzerinde, girişinde, kampusun girişinde -abartmış olmayayım ama- Kocatepe Camii büyüklüğünde bir cami yapmışlar. Karşı olduğum için söylemiyorum; kırın yüzünde öyle bir camiye niye ihtiyaç var? Var; neden ihtiyaç var biliyor musunuz; oradan gelip geçenler görecek "bunların yaptırdığı cami bu kadar büyük olursa, efendim, bunların paralarının hesabı bilinmez" diye getirip herkes parayı oraya atacak. İkincisi, yine Anadolu'nun büyük bir ilinde bir hizmet binası. 25 katlı, 30 000 metrekare inşaat üzerine kurulmuş ve 25 katın 15 katı, güya, idare binası olarak kullanılmıyor, altında süpermarket var, 10 katı altı seneden beri boş, altı yıldır boş. O da onu niye yaptırmış; bu binayı görsünler, bu gökdeleni, gelen görsün, efendim, bunların böyle bir binası varsa, bize para versin. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Büyükcengiz, lütfen... Teşekkür için buyurun. NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Devamla) - İzninizle, bitiriyorum efendim. Şimdi, bu şekilde çarçur edilmiştir; yazık edilmiştir bu insanlara. Bu komisyonun kuruluş amacı, mağdur olan yurttaşlarımızın sorunlarına çözüm bulma komisyonudur. Bu komisyonun amacı, bu insanlara zarar veren kişileri aklamak değildir; bu komisyon, aklama komisyonu değildir. Kesinlikle, burada bu holdingleri savunan arkadaşlarımın yanlış düşündüğünü ifade etmek istiyorum; yanlış düşünüyorlar. FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Holdingleri savunma yok ki burada. NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Devamla) - Efendim, savunuldu biraz evvel. FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Bu holdingleri savunan yok. NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Devamla) - Biraz evvel, savunan arkadaşımızı hep beraber dinledik. Değerli arkadaşlarım, şimdi, bunlara "sen ne iş yaparsın" diye sorulduğu zaman "biz her şeyi yaparız " İnşaat çivisi satmaktan tekstil üretimine, serada çiçek yetiştirmekten uçak lastiği imalatına, turizm işletmeciliğinden tank üretimine, domates, salatalık satmaktan kâğıtçılığa ve sonunda, üçkâğıtçılığa kadar her şeyi yaptılar! Her şeyi yaptılar arkadaşlar... (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, burada, çözüm bulmak üzere çalışmalar yaptık; ama, çözüm bulunabileceği kanısında değilim. Hükümetin böyle bir iradeye sahip olduğu görüşünde değilim; bunu göremiyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Devamla) - Sayın Başkanım, 3 dakika daha izin verirseniz bana BAŞKAN - Lütfen, Sayın Büyükcengiz İki defa sürenizi uzattım. 28 NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Devamla) - Lütfen, Sayın Başkan BAŞKAN - Hayır... Teşekkür için açacağım Sayın Büyükcengiz. NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Devamla) - Bu çözümün bulunacağı kanısında değilim ve ben, aslında, yurt dışındaki gezilere de katıldım; orada da, gittiğimiz her yerde, yurttaşlarımıza, çok fazla umutlu olmamalarını, bu paraları artık geriye alamayacaklarını -her gittiğim yerde- ifade ettim. Bu inancımı, tekrar, huzurlarınızda ifade ediyorum. Komisyonun raporunun, inşallah, çözüm getirmesi dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Büyükcengiz. ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sayın Başkanım, arkadaşımız, bana atfen "holdinglerin sözcüsü gibi konuşmuştur" diye bir K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İsim söylemedi efendim. ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - "AK Parti Grup sözcüsü söyledi" dedi; yani, isim vermedi; ama, AK Parti Grubu adına ben konuştum burada. Lütfen Düzeltmem lazım. BAŞKAN - Lütfen, Sayın Öksüz, yerinize oturur musunuz. ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sayın Başkanım BAŞKAN - Ben herhangi bir şey görmedim Sayın Öksüz. Bazı Girişimcilerce Holding Adı Altında Gerçekleştirilen İzinsiz Halka Arz Yoluyla Tasarruf Sahiplerinin Mağduriyetine Yol açılmasının Neden ve Sonuçlarıyla Bu süreçte SPK'nın Sorumluluğunun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/16) ve 262 esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmıştır. Sayın milletvekilleri, Birleşime 10 dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.15 Rapor 11 Nisan 2006 Salı günü TBMM'nde görüşülecek...![]() Dönem: 22 Yılı: 4 No: 116 Türkiye Büyük Millet Meclisi GELEN KAĞITLAR 5 Nisan 2006 Çarşamba Rapor1.- İstanbul Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL ve 31 Milletvekili ile Bursa Milletvekili Şevket ORHAN ve 30 Milletvekilinin; Bazı Girişimcilerce Holding Adı Altında Gerçekleştirilen İzinsiz Halka Arz Yoluyla Tasarruf Sahiplerinin Mağduriyetine Yol Açılmasının Neden ve Sonuçlarıyla Bu Süreçte SPK’nın Sorumluluğunun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/16, 262) (S. Sayısı: 1061) (Dağıtma Tarihi: 5/4/2006) (GÜNDEME) ![]() ![]() http://www.TBMM.gov.trMeclis Haber:Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarından para toplayan holdinglerle ilgili kurulan TBMM Araştırma Komisyonu, yurtdışında incelemelerde bulunan milletvekillerini dinledi.06 Aralık 2005 Salı AK Parti Ankara Milletvekili Telat Karapınar'ın başkanlığını yürüttüğü, Bazı Girişimcilerce Holding Adı Altında Gerçekleştirilen İzinsiz Halka Arz Yoluyla Tasarruf Sahiplerinin Mağduriyetine Yol Açılmasının Neden ve Sonuçlarıyla Bu Süreçte SPK'nın Sorumluluğunun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, çalışmalarına bugün de devam etti. Komisyon, daha önce Almanya, Avusturya, Belçika ve Hollanda'da incelemelerde bulunan 3 ayrı alt komisyonun üyelerini dinledi. Komisyon üyesi milletvekilleri, yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının, holdinglere faize karşı oldukları gerekçesiyle para yatırdıkları, ilk aylarda kar payı bedeli aldıkları bilgisini aktardı. Alınan bilgiye göre, bazı vatandaşlar, YİMPAŞ Holding'in yurtdışından 3 milyar Avro topladığını iddia ettiler. Komisyon üyesi milletvekilleri, Türk vatandaşlarının bulundukları ülkelerden aldıkları sosyal yardımların kesilmesinden korktukları için ne kadar para yatırdıklarını resmen açıklamadıklarını belirterek, kaç kişinin mağdur olduğu ve ne kadar para toplandığı bilgisine ulaşamadıklarını ifade ettiler. Türk vatandaşlarının, yasal bir düzenleme yapılarak bu holdinglerin tasfiye edilmesini istedikleri de öğrenildi. Bu arada, Sakarya YİMPAŞ Mağdurları Derneği yöneticileri komisyona gelerek, mağduriyetlerinin giderilmesi için yasal düzenleme yapılmasını istediler. Komisyon, çalışmalarına yarın ve Perşembe günü de devam edecek. |