|
Dernek /
BASINMüflis holdingler tavşan yamaca geçtikten sonra sisteme alınıyorAvrupa'daki gurbetçilerin birikimlerini faizsiz yollarla Türkiye'ye aktarma ve istihdam oluşturma vaadiyle ortaya çıktı Çok Ortaklı Şirketler (ÇOŞ). Bazı çevrelerin kasıtlı olarak 'İslami holdingler' nitelemesi yaptığı bu şirketler, aralarında başarılı olanlar çıksa da binlerce insanın mağduriyetine sebep oldu. 1990'lı yılların başında gelişen bu süreç, 1997 yılında büyük hız kazandı. Hatta 28 Şubat sürecinde sayıları 100'e ulaştı. Milli Güvenlik Kurulu, Nisan 2000 tarihinde bu holdinglerin Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından incelenerek cezalandırılması talimatını verdi. Mayıs 2000'de ise, Başbakanlık bünyesinde 'Siyasal İslami İzleme Birimi' kuruldu. Birimin görevi bu holdinglerle ilgili araştırma yapmaktı. Araştırmanın hedefi bu şirketleri ıslah etmek değil, cezalandırmaktı. Müteakip yıllarda onlarca firma iflas etmeye başladı. Ancak 2005 yılında geriye kalan holdingleri ayakta tutmak, sisteme kazandırmak ve mağduriyetlerini önleyebilmek için yasal bir düzenleme hazırlandı. TBMM Meclis Araştırma Komisyonu'nun bu süreçle ilgili olarak hazırladığı ve SPK'nın sorumluluğunun incelendiği raporda ilginç sonuçlar yer alıyor. Araştırma Komisyonu’na bilgisine başvurulmak üzere davet edilen SPK eski Başkanı Doğan Cansızlar ile şirket yöneticileri verdikleri ifadelerle durumun vahametini ortaya koydular. Bu tarz şirketler ilk ortaya çıktığında, yaşadıkları sıkıntıları çocuklarının yaşamaması için büyük çaba gösteren gurbetçilere çok cazip gelir. Konya ili ve çevresinde kurulan 'holdingler' ortaklık ve faizsiz yüksek getiri vaadiyle yurtdışında para toplamaya başlar. İslami hassasiyetleri nedeniyle 'faize duyarlı' gurbetçilere, döviz bazında yüksek kâr payı, çocuklara iş, mevduat sahiplerine yaz tatili ve umre vaat ederek paralar toplamaya başlar. Dernek, düğün salonları, alışveriş merkezleri hatta camilerde yapılan para toplama faaliyetleri sayesinde resmî hükümetlerden gizlenen tasarruflar hem yatırıma dönüşmekte hem de kazanç sağlamaktadır. Şirketler tarafından önerilen döviz üzerinden yüksek kâr payı dağıtılması uygulaması bu dönemde Kombassan ve Yimpaş'ın yakaladığı hızlı büyüme ve sağladığı yüksek getiri sisteme katılımı arttırır. Bu süre zarfında gurbetçilerin yastık altındaki 100 milyar dolarının yatırıma dönüştüğü tahmin ediliyor. Çok ortaklı şirketlerin 1995 yılına kadar, para yatıranlara ödemelerini vaktinde yapması sisteme her gün yeni insanların katılmasını sağlar. Yatırımcılar sistemden memnun oldukları için herhangi bir şikâyette bulunmaz. Yaşadıkları ülkelerdeki getirilerin oldukça üzerinde getiriyi garanti eden bu yeni kazanç sistemi o kadar cazip hale gelir ki, insanlar düşük faizle kredi alıp paralarını bu şirketlere yatırmaya başlar. 'Konya Tipi Kalkınma Modeli' veya 'Anadolu Kaplanları' olarak tabir edilen bu şirketlerin nasıl para topladığını Kombassan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Bayram şu sözlerle anlatıyor: "Hamburg'da tersane işçisi olarak çalışan Afyon Emirdağlı 100 aile var. Bunlar bir gün üç çuvalla yanıma geldiler. Çuvallarda 150 milyon mark var, 'al bunu bizim oraya fabrika kur' dediler. Yine İsviçre'de adamın biri tavuğun budunu oymuş ve frankları bunun içine poşetle saklamış. Buradan çıkardı 50 bin frank verdi. Lyon'da birisinin evine gittik, adam çatı katındaki duvarı yıktı, içinden bir kasa çıktı. Buradan 150 bin frank verdi." Bu dönemde her biri birer başarı öyküsü olarak takdim edilen çok ortaklı şirketlerin Titan saadet zinciri gibi çalıştığına ilişkin ilk endişeler 1996 yılında başlar. SPK eski Başkanı Ali İhsan Karacan şirketlerin nasıl yapılandığını şu sözlerle anlatıyor: "Burada uygulanan sistem daha çok bir ponzi (kişilerin alacaklarının sisteme yeni dâhil olan üyeler yoluyla karşılanması) sistemidir, dolayısıyla halka kopuncaya kadar sorun yaşanmıyor. 1996 yılından itibaren şikâyetler gelmeye başlayınca Kombassan ve diğer şirketler çağrılarak kayıt altına alındı. Bu şirketleri kayıt altına almak için uğraş verirken çok sayıda yeni şirket kuruldu ve bunlar yasadışı yollarla para toplamaya devam etti. O zaman da söylüyorduk tasarrufların ülkeye çekilmesi olumlu bir gelişme ancak denetimsiz yapıldığında büyük mağduriyetlere sebep olur." Hesapsız yatırımlar ve kötü niyetli kişiler yüzünden ilk ciddi sarsıntıyı yaşayan şirketler 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarıyla bu sefer de kamu otoriteleri tarafından sıkıştırılmaya başlar. Bu dönemde irticai faaliyetleri izlemek için Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Batı Çalışma Grubu (BÇG) adını taşıyan yasadışı bir istihbarat örgütü bile kurulur. MGK tarafından yönlendirilen BÇG'nin öncelikli hedefleri arasında 'İslami' olarak nitelenen bu tabela holdingler bulunmaktadır. Bu dönemde BÇG tarafından hazırlanan raporlarda "Yeşil Sermaye" veya "İslamcı Sermaye" olarak tanımlanan holdinglere denetleme otoriteleri tarafından ciddi bir baskı uygulanır. Bu kurumların yatırım yapmak için devlete yaptıkları tüm başvurular reddedilir. Hazine, SPK ve Maliye uzmanları dışında istihbarat birimleri tarafından da yakın takibe alınırlar. Tam bu dönemde enteresan bir gelişme daha yaşanır. Yimpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar, 14 Ekim tarihinde TBMM Araştırma Komisyonu'na verdiği ifadesinde bu gelişmeyi şu sözlerle dile getiriyor: "28 Şubat sürecinin baskıcı ve anti-demokratik uygulamaları holdinglere olan talebi körükledi ve holding sayısını patlattı. Medya ve bürokrasinin yapmış olduğu ayrımcılık ve haksızlıklara kadirşinas milletimiz mazlum gördüğü kişi ve kurumlara destek vererek karşılık verdi. Lakin bürokrasi bu dönemde iyi niyetlilerin önünü kapatarak, kötü niyetli kişilere fırsat verdi." Bu dönemde Kombassan, Yimpaş ve Jet-Pa'nın topladığı meblağların milyar doları aşması ve bu yöntemle para toplama faaliyetlerinin başarıya ulaşması üzerine fon toplayan şirket sayısında adeta patlama yaşanır. İzinsiz olarak gurbetçilerden para toplayan holdingleri araştıran Meclis Araştırma Komisyonu raporuna göre yastık altındaki paraları sermayeye dönüştürmek vaadiyle 1997-2001 yılları arasında tam 39 yeni holding kurulur. Ticari kayıtlarını daha kuruldukları gün 'holding' olarak tescil ettiren girişimciler para toplamak için akla hayale gelmedik yöntemlere başvurmaktan çekinmez. Türkiye'deki yapım şirketlerinde hazırlanan reklâm filmleri ve kataloglara göre Konya'da helikopter fabrikası inşa edilirken, yine ilk Türk yarış otomobili çoktan otobanlardaki yerini almıştı. Dev tankerlerle uluslararası petrol taşımacılığı yaptığını iddia eden bir başka holding ise, yatırımcılara bu zenginliğe ortak olmasını öneriyordu. Daha çok kâr dağıtabilmek için daha çok para toplamak zorunda kalan şirketlerin yaşadığı bu süreci Sayha Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Erol Doğru şu sözlerle kayıtlara geçiriyor: "İşsizliğe çare olmak, gelir dağılımındaki çarpıklığı gidermek, atıl durumdaki fonları ekonomiye kazandırmak için kurulan şirketlere 1997 yılına kadar 'Ne kadar yatırımınız var, kaç kişiye iş veriyorsunuz?' diye soran yatırımcılar, bu tarihten sonra 'Ne kadar kâr payı veriyorsunuz?' diye sormaya başladı. Para yatıran insanların sadece getiriye odaklanmaları sorunun içinden çıkılmaz hale gelmesine sebep oldu." Komisyonun araştırmasına göre 28 Şubat sürecinde kurulan bu 39 holdingin 31'i resmen battı. Bu tabela holdingler Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa, Hollanda, İsveç ve İsviçre'de yaşayan 150 bin Türk vatandaşının 1,5 milyar Euro'suyla buharlaştı. 30 Eylül 1999'da Bankalar Yeminli Başmurakıbı Mustafa Ekim tarafından kaleme alınan 15 sayfalık raporda holdinglerin vaat ettikleri kâr paylarını ödeyebilecek yatırımlara sahip olmadıkları, nitelikli ve kaliteli yöneticilerin olmadığı, dolayısıyla mevcut faaliyet gösteren şirketlerin de taahhüt edilen paraları karşılamaktan uzak olduğuna dikkat çekilir. "… Geri ödemeler toplanan yeni fonlarla finanse edilmektedir. Ponzi finansman türü olarak adlandırılan bu yöntemin devamı, 1980-82 yılları arasında yaşanan banker krizinde olduğu gibi sürekli sisteme sıcak para girişine bağlı olmakta, taze para girişindeki herhangi bir aksama sistemin çökmesine neden olmaktadır. Ülkemizdeki mevcut durumun bu noktaya doğru ilerlediği söylenebilir." Temel iktisat ve hukuk kurallarına uygun olmayan yollarla kurulan sistem önce 2000 ardından 2001 krizleriyle yerle bir olur. Bu dönemde ekonomik krizin etkisiyle azalan yeni üye girişleri beraberinde eski üyelerin çıkma taleplerini de getirir. Taze para bulamayan üstelik çıkışlar nedeniyle zor günler geçiren şirketlere son darbe piyasaya sonradan giren holdinglerin battıklarını açıklamalarıyla vurulur. Araştırma Komisyonu’na bilgisine başvurulmak üzere davet edilen Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Doğan Cansızlar, burada yaptığı açıklamalarla durumun vahametini ortaya koyar. Komisyon Başkanı Telat Karapınar'ın holdinglerin son durumuna ilişkin sorusuna, "Bu şirketlerin çoğunun durumu iyi değil, mevcut şirketlerin ancak yüzde 20'sinin yaşacağını, diğerlerinin yani yüzde 80'inin durumunun iyi olmadığını söyleyebilirim. Yüzde 20'lik dilimdeki holdinglerde de sıkıntılar var." diyerek cevap veren Cansızlar, son üç senede gelen şikâyetler nedeniyle kurum olarak zor günler yaşadıklarını dile getirir. Cansızlar, kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik çalışmalara dair çarpıcı bilgiler veriyor. Dışişleri Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile koordineli bir şekilde, yurtdışında yaşayan Türkleri bilgilendirme toplantıları düzenlenir. Berlin, Köln, Hamburg, Frankurt, Dortmund, Hannover kentlerinde yapılan toplantıları Belçika (Brüksel), Hollanda (Rotterdam), Avusturya (Viyana), İsviçre, İsveç ve Fransa’daki toplantılar izler. SPK uzmanları holdinglerin para topladıkları dernek ve camilerde vatandaşlarla görüşerek onları bilgilendirmeye çalışır. Bütün bunlara ek olarak Avrupa'daki Türkçe yayınlara da ilanlar verir. Bu toplantılarda vatandaşların temel ekonomik kavramları bile bilmediği ve yatırımlarını daha çok düşüncelerine göre yaptığı ortaya çıkar. Aynı fikri ve siyasi görüşe inanma veya hemşehricilik gibi faktörlerle alınan yatırım kararlarının son derece acı sonuçlar verdiğini anlatan Cansızlar komisyondaki açıklamalarını şöyle sürdürür: "Vatandaşlar para yatırdıkları kurumun nereye, ne kadar harcama yaptığını bilmeli, ortağı olduğu şirketin hissesi kaç para iken, kaç paraya doğru hareket ettiğini görebilmeli. Bunun için de şirketlerin yasal yollardan halka arz edilmesi yani kayıt altına alınması gerekiyor. Şirketlerin piyasa değerlerini piyasalar belirler, şirketlerin kendi kendilerine değerleme yapması ve senin hissen bu kadar olmuş sen şu kadar kâr payı aldın demesi mümkün değil. 28 Şubat Kararları'ndan sonra denetim faaliyetleri hız kazandı. Sonuçta bu holdinglerin hepsi yasal faaliyet alanlarına çekilmeye çalışıldı. Alınan bu önlemler sayesinde 2001 yılından sonra yeni şirket kurulmadı." Toplanan fonların "Hisse Senedi", "Ortaklık Belgesi" veya "Kâra İştirak Makbuzu" adı altında kaydedilerek mevduat sahiplerinin resmi güvenceden yoksun bırakıldığını anlatan Cansızlar, piyasadaki bazı şirketleri suçluyor. Batan Holdingler İntergenç Holding, Sefa Holding A.Ş, Büyükavrasya Holding, Şafak Holding, Sebil Holding, Esra Holding, Hamatek Holding, Kübra Holding, Büyükgrup Holding, Dadaş Holding, Alda Holding, Palkim Holding, Asri Holding, Organize Holding, Belemir Holding, Adya Holding, Konadya Holding, Hadeka Holding , Ayvina Holding, İşlem Holding, Endüstri Holding, Alpek Holding, Anser Holding, Büyük Selçuklu Holding, Hasan Dağı Holding, İlarslan Holding, Kamsa Holding, Keten Holding, Osmanlı Holding, Sur Holding, Tuğra Holding Ufuk Şanlı / İstanbul / 18.01.2006 (c) Zaman 18.01.2006 http://www.Holdingzede.comYİMPAŞ Mağdurları Dayanışma Derneği e.V.
|